YazarGezer.com

[Anasayfa] [Asya] [Lübnan] [Beyrut]
  • Beyrut

    BEYRUT - Paris’in Biri

    Kamil Sandıkcıoğlu

    Yılbaşında ne yapalım diye düşünürken gazete sayfaları arasında bir ilana rastladık.
    Gider miyiz? Gideriz.
    Nereye?  Paris’in birine.

    BEYRUT_22

    Özellikle gezmeyi sevenler ve gezdikleri yeri beğenenler nedense o şehri beğendikleri başka bir şehirle özdeşleştirip isimlendiriyorlar. Erzurum’u, Kars’ı, Diyarbakır’ı beğenenler hemen Doğunun Paris i benzetmesini yaparlar. Biz bunlardan birine gitmedik. Vize istedikleri için ve biz de vize isteyen AB ülkelerine protesto eylemi çerçevesinde gitmediğimiz için Sarkozy’nin Paris’ine de gitmedik. Ancak Etoile meydanlı, Notre Dame kiliseli, Champs Elysee’li  başka bir Paris’e, üstelik vize istemeyen bir ülkenin başkentine gittik. Ortadoğu’nun Paris’ine.

    THY’nin  Ortadoğu’nun Paris’ine her gün muntazam 3 seferi olduğunu bu vesile ile öğrenmiş olduk. THY’nin seferlerinin doluluğu nedeni ile olsa gerek, tur operatörü şirketin, THY’den uçak kiralayıp, 3 ilave sefer daha düzenlemiş olduğunu da öğrendik. Acaba THY’nin İstanbul’dan günde 3 seferden fazla sefer yaptığı Türkiye’de kaç şehir var diye düşünmeden 

    edemedim.  THY bu şehri ve ülkeyi de Dünyaya bağlayan uçak şirketi olmuş diye yorum yaptım.

    Yaklaşık 1.5 saat süren uçuşta THY’yi tenkit etmek için tek bir şey bulabildim. Kalkış öncesinde yapılan emniyet kurallarını anlatan yarı animasyon filmde, Manchester  United  takımı oyuncularına da rol verilmiş. Ancak bu roller esprili şekilde yer aldığı için emniyet kurallarının ciddiyetini ve dolayısıyla da önemini zayıflatmış.Daha önemlisi bu şakalar Türk anlayışına göre yapıldıkları için yabancıların doğru anlamasına ve algılamasına imkan  yok. Globally Yours  sloganı ile uçan THY için eksi puan  diye düşündüm. 1,5 saat sonra, THY’nin bu sefer “ seyyidet-ül saadeti” diye başlayarak  yaptığı  anons ile global düşüncede Arapçanın da yer aldığına şahit olarak,  deniz kıyısında, yarısı kumsalın yarısı denizin üzerinde  inşa edilmiş Hariri International Havaalanı pistine indik. Havaalanı binasının çıkış kapısının önünde makilerle şehrin ismi yazılı. BEIRUT.  Lübnan’dayız.

    Beyrut_Havaalani

    Beyrut Havaalanı pisti deniz kıyısına yapılmış

    Beyrut_HaririAirport

    Beyrut HARİRİ İnternational Havaalanı

    Aralık ayının son günlerinde karlı, yağmurlu soğuk Ankara havasından sadece 1,5 saat uzaklıkta şerbet gibi, hatta sıcak sayılabilecek Akdeniz kıyısına inmek  insanı gevşetiyor. Beyrut, Akdeniz’in en doğusunda, arkasını 1000 metreyi aşan Lübnan ve Anti Lübnan dağlarına dayamış, dar bir kıyı şeridinde yer alıyor. Nüfus 2 milyonun üzerinde.

    Lübnan’ın toplam nüfusu ise 3.5 - 4 milyon civarında. Yani Lübnanlıların yarısından fazlası bu kentte yaşıyor. Nüfus çok, yer dar olunca şehir kıyı boyunca Kuzey Güney doğrultusunda uzamış gitmiş. Rehberimizin verdiği bilgiye göre Lübnan’ın tüm kıyısı 230 km, Beyrut’un ise  50 - 60 km uzunluğunda. Şehir bu kadar dar ve uzun olunca trafik de ister istemez sıkışıyor. Hatta berbat oluyor.

    Beyrut_3

    Güvercin Kayaları

    BEYRUT_4

    Antalyanın Falezlerini hatırlatıyor

    Beyrut’un güney tarafları kısmen falezler üzerinde yer aldığı için Antalya’mızı, Kuzey tarafları ise Kordonu (burada KORNİŞ diye adlandırılıyor) ile  İzmir’imizi hatırlatıyor.

    Öyle ki Antalya’da varyanttan iniyorsunuz karşınızda İzmir veya tam tersi, İzmir de Kordon sonunda varyanttan çıkıyorsunuz hop Antalya’dasınız. İzmir’e mi,  Antalya’ya mı benziyor diye düşünürken karşımıza çıkan bazı binaların harap görüntüleri aklımızı başımıza getiriyor. Yaklaşık 15 sene geçmesine rağmen iç savaştan kalıntılar insanın içini burkuyor. Acaba buraya gelmekle hata mı yaptık diye düşündürüyor.

    BEYRUT_1

    Şehre Giderken ilk savaş izleri

    BEYRUT_2

    Plastic Surgery Beyrut ta Moda imiş

    BEYRUT_5
    BEYRUT_6

    Seyyar Çaycı ve Teşkilatı

    BEYRUT Champs Elysées  (Hamra)

    Champs Elysées  (Hamra)

    BEYRUT_8
    BEYRUT_karpuzlu ve kavunlu NARGILE

    Hakiki karpuzlu ve kavunlu NARGİLE

    BEYRUT_9_Ananas Nargile

    Bu da ANANASLI

    Beyrut’un İstanbul’a benzeyen yerleri de var. Kuzey tarafında Kaşlık bölgesi, daha çok Hıristiyanların yaşadığı lüks ve modern yapılaşmanın olduğu bir yer. Bağdat caddesini andırıyor. Eski şehirde El Hamra  caddesi Laleliyi, Etoile  bölgesi ise Nişantaşı’nı hatırlatıyor.

    Beyrut 1. dünya savaşı sonrasında Fransızların işgalinde kalmış. 1941’de Lübnan cumhuriyeti kurulana kadar Fransızlar sadece işgal etmemişler, kültürlerini de aşılamışlar. Eski şehrin ortasına aynen Paris’te ki gibi 8 yolun açıldığı küçük bir Etoile meydanı yapmışlar. Adını da Etoile olarak aynen koymuşlar. Bu meydana açılan, trafiğe kapalı yollardan biri üzerinde aynen Champs Elysee (Şanz Elize  diyelim) benzeri lokantaları, kafeleri yapmışlar. Hele iklim de Akdeniz iklimi olunca bu yol üstü açık hava mekânlarının yaz kış demeden kullanışlılığı çok artmış.  Şehirde Notre Dame üniversitesini kurmuşlar. Ayrıca bir Notre Dame kilisesi de var. Beyrut bir zamanlar öyle bir hale gelmiş ki Fransızca bilmemek insanı küçük düşürücü bir durum olmuş. Arapça yerine Fransızca konuşulur olmuş. Hala da trafik tabelalarında dahi bilgiler Arapça ve Fransızca yazılıyor. Bu nedenle Beyrut, Ortadoğunun Paris’i denmeyi hak ediyor.

    BEYRUT_ETOILE Meydaninda saat kulesi

    ETOİLE Meydanında saat kulesi

    BEYRUT_12

    ETOİLE Meydanı

    BEYRUT_13 BEYRUT_12_SokakLambalari

    Sokak aydınlatmaları orjinal

    BEYRUT_11_Ömer Cami

    Ömer Cami

    Halk

    Lübnan, yaklaşık 4 milyon, Arapça konuşan ancak 3 dinden 14 mezhebin mensubu olan,  çok kozmopolit bir halka sahip. İseviler, Museviler, Müslümanlar, Yezidiler, Maronitler, Dürziler, Şiiler, Sünniler, Ermeniler. Hepsi burada aynı dili konuşuyorlar ama aynı mabetlere gitmiyorlar. Camileri ayrı, kiliseleri farklı. Ama hepsi iç içe. Yan yana. Biraz uzaktan bakıldığında minareli kilise,  çan kuleli  cami siluetleri her yerde karşınıza çıkıyor.

    BEYRUT_16

    Lübnanlı Gençler

    Öyleki, Pazar günü yaptığımız ziyaretlerde camilerde ve bitişiğindeki kiliselerde insanlar  “Ya rabbel alemin …… Amin”  diye dua ediyorlardı. Bizim gibi Arapça bilmeyenler için hepsi sanki aynı dinmiş gibi geliyor. Hıristiyanların da Arapça dua etmelerini görünce yadırgıyor insan.

    Ekonomisi daha çok yurt dışında çalışan Lübnanlıların gönderdiği paralara dayalı. Turizm, eğitim ve bankacılık (daha çok para aklama fonksiyonu kullanılıyormuş)  alanları oldukça gelişmiş. Fert başına düşen milli gelir 10 bin USD civarında. Ancak kullanılan lüks otoların çokluğuna, marka ve modellerine bakınca bu gelirin çok daha yüksek olması gerektiğini düşündürüyor. Veya başka bir yaklaşımla “el parası ile kolay hamama gidildiğinin” ispatı sayılabiliyor. Para birimi Lübnan Livresi (LL). Burada her yerde, ister büyük, ister küçük fark etmeksizin, her alışverişte USD  veya LL ile alış veriş yapılabiliyor. Dolar verip anında LL olarak üstünü alabiliyorsunuz. Kur 1500LL =1USD. Her yerde aynı. Büyük dükkânlarda kredi kartı verdiğinizde ise bir soru soruyorlar. Dolar hesabından mı, Livre hesabından mı, çekilmesini istersiniz?

    Lübnan, yaklaşık 4 milyon, Arapça konuşan ancak 3 dinden 14 mezhebin mensubu olan,  çok kozmopolit bir halka sahip. İseviler, Museviler, Müslümanlar, Yezidiler, Maronitler, Dürziler, Şiiler, Sünniler, Ermeniler. Hepsi burada aynı dili konuşuyorlar ama aynı mabetlere gitmiyorlar. Camileri ayrı, kiliseleri farklı. Ama hepsi iç içe. Yan yana. Biraz uzaktan bakıldığında minareli kilise,  çan kuleli  cami siluetleri her yerde karşınıza çıkıyor.

    BEYRUT_14

    Etoile da bir başka cami

    BEYRUT_15

    Minare ve  Çan kulesi aynı karede

    Halk bu kadar karışık, etnik gruplar geleneklerine fazlaca bağlı ve ekonomi genellikle dışa dayalı olunca,  gelir paylaşımındaki değişiklikler çok vahim sonuçlara yol açan çekişmelere sürüklemiş Lübnan’ı. 1967 öncesinde nüfus 3 Milyon imiş. İsrail Arap savaşı sırasında önce İsrail daha sonra da Suriye  işgal etmiş. Nüfus Filistin’den kaçanlarla 4.5 milyonu bulmuş.

    Halk bu kadar karışık, etnik gruplar geleneklerine fazlaca bağlı ve ekonomi genellikle dışa dayalı olunca,  gelir paylaşımındaki değişiklikler çok vahim sonuçlara yol açan çekişmelere sürüklemiş Lübnan’ı. 1967 öncesinde nüfus 3 Milyon imiş. İsrail Arap savaşı sırasında önce İsrail daha sonra da Suriye  işgal etmiş. Nüfus Filistin’den kaçanlarla 4.5 milyonu bulmuş.

    Savaş sonrasında, 1975’te ise ülkelerine dönemeyen Filistinlilerle, balıkçılık konusunda önceki yıllardan imtiyazı olan Maronitler (Hıristiyan)  arasında çıkan çıkar çatışması iç savaşın kıvılcımı olmuş. Herkes birbirine saldırmış. Aşırı sağcı Hıristiyanlarla aşırı solcu Müslümanlar birlik olup, solcu Hıristiyanlarla radikal Müslümanlara saldırmış. Veya tam tersi. Ülke ve halk mahvolmuş.  1991’e kadar süren bu çatışmalarda 500 binden fazla can kaybı olmuş.  Şehirdeki birçok tahrip olmuş bina, ya hukuki sorunları hala çözümlenemediği için, ya da İÇ SAVAŞIN ACILARINI UNUTTURMAMAK  amacıyla İBRET-İ ALEM için  hala korunuyor. Bunlardan biri de 30 katlı heybeti ile eski Holiday Inn oteli.

    BEYRUT_21

    Eski Holiday Inn oteli

    Yazılı olmayan mutabakatlara ve karşılıklı anlayışlara göre, Cumhurbaşkanı Hıristiyan olursa, Başbakan Sünni, Meclis Başkanı Şii Müslüman oluyormuş. Ya da  bunun  benzeri bir denge uygulanarak etnik gruplar  devlet yönetiminde yer alıyorlarmış. Ancak şimdi huzur sağlanmış gibi görünüyorsa da 2005  yılında bombalı  bir saldırıda öldürülen Cumhurbaşkanı  HARİRİ nin katillerinin izi her yerde aranıyor. Askerlerin resimlerinin çekilmesine izin verilmiyor.

    BEYRUT_Hariri

    Öldürülen Cumhurbaşkanı Hariri

    BEYRUT_17

    Caminin yanındaki çadırda Hariri’nin mezarı var

    BEYRUT_18

    Bir kilise

    Akşam Lübnanlı tur operatörümüz Dr. Nour’un davetlisiyiz. Dr.Nour, hem plastik cerrah, hem Qatar havayollarında pilot, hem artist, hem de turizmcilik yapan enteresan bir kişi. Falezlerin üzerinde bir lokantada Lübnan usulü yemek ve eğlence var. Yemek  Lübnan usulü dediler, yani Fiks Menü. (Tüm seyahat boyunca nereye gidersek gidelim alakart olmadığı için fiks ve sadece bu menünün olduğunu hemen belirtelim) . Ortaya serpme meze ve yine ortaya karışık ızgara her yerde aynı. Karışık ızgaranın özelliği yok. Ama mezeler buraya özgü.

    BEYRUT_19

    HUMUS , BABAGANUŞ ve TABULİ, LÜBNAN sofrasının demirbaşları

    Tabule, (ince kıyım nane, maydanoz, domates, kuru soğan, azıcık bulgur ve nar ekşisi), Babaganuş (Közlenmiş patlıcan ezmeli tahin), Humus, Full( Haşlanmış barbunya fasulye),  Mılhiye (Antalyalı ve Kıbrıslılar bilir , özel bir ot cinsidir) ve bunlara ilaveten nargile. Nargile burada çok yaygın. Her yerde bulabilirsiniz. Özellikle hanımların çokça kullandığına da şahit olduk. Ancak Nargileyi çok kullandıkları için değişik tatlar ve keyifler elde etmeyi hedefleyerek taze kavun, karpuz, ananas, coconut, pamelo (çok iri bir narenciye cinsi) gibi meyveleri nargilenin su haznesi yerine kullanmaya başlamışlar. Tütünün dumanı su yerine taze meyvenin içinden filtre edilerek geçiyor. Yani sadece tütün değil kavun- karpuz da içmeye başlamışlar. Yemek ve nargile keyfi Lübnan’ın başka bir özelliği olan Belly Dance ile devam ediyor.  Dansöz . Çok yüksek volümlü bir darbuka ritmi eşliğinde dansöz, sanatını icra edip göbek kıvırıyor, yerlerde sürünüp kıvranarak dans edip, masalarda bahşiş toplayıp gidiyor. Lübnan gecesi bu.

    BEYRUT_20
    BEYRUT_23

    Gezinin Devamını Okuyun:

    Byblos