YazarGezer.com

[Anasayfa] [Avrupa] [Avusturya] [BisikletGezisi]
  • Bisiklet Gezisi

    BİSİKLET ÜZERİNDE; Passau’dan Viyana’ya..

    Dr. Cüneyt BAŞBUĞU  (yazarımızı tanıyalım)

    Bisiklet_23

    2011 yılının ilk günlerinde planladık, Tuna boyu bisiklet yolculuğunu. Amacımız, yıllardır ününü duyduğumuz, Avrupa bisiklet yollarında bir macera yaşamak ve yaşımızda “yapılabilir” olarak düşündüğümüz Passau-Viyana arasındaki 300 kilometreyi bisiklet sırtında tamamlamaktı. Bu turlar, improvize olarak da yapılabiliyor ama kısıtlı zamanımızda ortaya çıkacak sorunları çözmek zamanımızı alabilir düşüncesiyle, bir tura kayıt yaptırdık. Önceleri, Kadıköy Maarif Kolejini 1971’de bitirmiş, 5-6 eski arkadaş olarak planladıysak da, katılımlarla sayımız zamanla 15’in üzerine çıktı. Tuna kıyıları için, yağmurun yağmayacağı bir hafta saptamak çok zor. Ne çıkarsa bahtımıza diyerek, haziranın ilk haftasını, Passau-Viyana-bisiklet olarak işaretledik ajandamıza.

    Bisiklet_2

    İlk büyük aksilik, mart ayında ortaya çıktı. Işın, kayak için gittiğimiz Cervinia’da ilk gün başka bir kayakçıyla çarpıştı ve ayağını kırdı. Apar topar döndüğümüz İstanbul’da, ayağını alçılara koyan doktor arkadaşımıza ilk sorduğumuz soru, “acaba haziran ayında bisiklete binmesinde” bir sakınca olup olmadığıydı. Yanıtlar pek olumlu gözükmüyordu, “tibia üst uç kırığı, nereden baksan 6 ay rehabilitasyon” gerektiren bir durumdu. İşin ciddiyetini kavradığımız anda, suratımız karardı. B planı ne olabilirdi? O denli hazırlandığımız bir bisiklet macerasından uzak kalmak istemiyorduk açıkçası.

    Bisiklet_1

    Aklımıza, turu “tandem” bisikletle yapmak fikri geldi. Daha önce denediğimiz bir şey değildi. Hemen Almanya’yı arayarak, kiraladığımız iki bisikleti, tandem bisikletle değiştirdik.

    Küçük bir sorun kaldı çözmemiz gerektiren. Acaba tandem bisiklete binebilecek miydik? İstanbul çok büyük bir kent ama tandem bisiklet kiralanacak bir yer bulmak çok zor. Sadece Büyükada’da

    kiralanabiliyordu.

    Belki hoşumuza gider, daha sonraki bisiklet maceralarında kullanırız düşüncesiyle, mayıs ayı başlarında bir tandem bisiklet satın aldık. Zaten Işın’ın da alçıları ancak çıkmıştı. Tandemi ilk denediğimiz gün, oldukça sıkıntı çektik. Hem dengeyi sağlamakta sorunumuz oluyordu, hem de arkada pedala yeterince güç verilmediği için  ilk harekette zorlanıyorduk.

    Bisiklet_9

    Kuşkusuz, 19 kiloluk bir bisikleti eve çıkartıp indirmekte ayrı bir sorundu. Neyse, zaman içinde, tandem denilen olayı tam anlamıyla olmasa da kavradık. Üç yüz kilometre gidecek denli güven depolamıştık.

    PASSAU

    Uçakla geldiğimiz Münih’te, güneşli bir cumartesi öğleden sonrası yaşadıktan sonra trenle Passau’ya geldik. Passau, üç nehrin, Tuna, Inn ve Ilz nehirlerinin  kavşağında kurulmuş bir kent. Ağaçlar arasında kalan vadilerden akarak Passau’da buluşan nehirler, kente tanımlanması zor bir güzellik katıyor. Almanya’nın en güzel kentleri arasında anılmasına rağmen, ana gezi rotalarının dışında kalması ve endüstrinin bölgede fazla gelişmemiş olması isminin fazla yaygınlaşmasını engellemiş.

    Bisiklet_Passau1

    Kent, güç ve saygınlığını, tarihte Katolikliğin önemli merkezlerinden birisini oluşturmasına borçlu. Bin altı yüz altmış iki yılındaki yangın, kenti tamamıyla harap etmiş. Kent, yeniden yapılırken, gücünü ve etkisini simgelemek için İtalyan barok tarzında inşa edilmiş.
    Akşam saatlerinde kapağı kente attığımızda, Almanya için olağan bira festivallerinin birinde bulduk kendimizi. Belediye önündeki ana meydan ve Tuna üzerindeki Luitpold Köprüsü trafiğe kapatılmış, açık hava birahanelerine dönüştürülmüştü. Orkestranın biri bırakıyor, biri başlıyordu. Bizi bekleyen uzun bisiklet macerasını düşündüğümüzden, biranın cazibesine pek kapılmamaya çalıştık. Ertesi gün bisikletlerimizi alacak ve yola çıkacaktık.

    Bisiklet_passau2

    SCHLÖGEN

    İlk günün hedefi, sele üzerinde Linz’e ulaşmaktı. Aslında, Passau’dan Linz’e 100 km’ye yakın bir mesafe var ama ilk bölümünü, Tuna’nın, önüne çıkan granit dağ nedeniyle kıvrım yaptığı ve bir süre batıya doğru aktığı Schlögen’e kadar olan bölümünü nehir gemisiyle yapacaktık. Amacımız hem ilk gün için kaslarımızın aşırı yüklenmesini engellemek, hem de bisiklette kentler arası gezi fikrine alışmaktı. Ne de olsa hepimiz, 60’larına dayanmış, hafif göbekli, düzenli ilaç kullanma çağlarına gelmiş kişilerdik.

    Bisiklet_3

    Yine de ilk gün yanlışını yapmaktan alıkoyamadık kendimizi. Gemiden inip, nehrin güney kıyısından, Linz’e doğru pedal çevirmeye başladığımızda, nehrin, hemen kıyısında bisikletliler için yapılmış yolun güzelliğinin ve doğanın etkisinde kalarak, ilk molalarımızı geciktirdik. Sıkıntısını daha çok akşam, özellikle de ertesi gün bisiklete binerken yaşayacaktık. Suyla birlikte, doğuya doğru akıyorduk. Her iki yöne de giden bisikletliler vardı yollarda.

    Bisiklet_4
    Bisiklet_6

    Aschach’a kadar, 27 km güney kıyısından devam ettik. Karşı yakaya geçişte, inşa halinde olan ve bisiklet yolu bulunmayan ana köprüyü kullanırken çoğumuz çok zorluk çektik. Ana trafikte, bisiklet kullanmaya pek alışkın değildik, en ilginç tarafı ise, yanımızdan geçip giden araba ve kamyonları kullananların, bisikletlilere alışkın olduğunu tam bilmiyorduk. Bir süre sonra, bisiklet yoluyla, araba yollarının geçiştiği yerlerde çok daha iyi öğrenecektik, bisiklet binene verilen önceliği.

    Bisiklet_5

    LINZ

    Linz’e doğru pedal çevirdikçe,bu kıyıların nehrin “kültür geçmişinde” önemli bir özelliğe sahip olduğunu öğreniyoruz. 1700 yıllarında, bu bölgede altın arayıcıları zenginlik peşinde koşmuşlar ve küçük ölçekle de olsa altın macerası hala devam ediyor. Bir diğer ilginç nokta ise, bu bölgede yetişen bir çeşit tatlı su midyesinden (Margaritana margaritifera) elde edilen inci. İnci, 15-20 yıllık bir süreçte elle tutulur boyuta geliyor ve 2000 midyeden bir tanesinde gelişiyormuş.

    Bisiklet_7

    Linz’e yaklaşık 30 kilometrelik yolumuz var. Ottensheim’da kısa bir mola veriyoruz. Uzun molalar için zamanımız yok, hava kararmadan otelimize yerleşmemiz gerekiyor. Sözde nehir kıyısından gidiyoruz ama yol hep yokuş. Sanki sürekli bir tırmanış halindeyiz. Kuzey kıyısını, kentin tarihi merkezine bağlayan Nibelungen Köprüsüne ulaştığımızda, artık pedal çevireceğinden kuşku duyduğumuz ayaklarıma bir güç geliyor. Biz amatörler için, ilk gün beklediğimizden zor geçiyor.

    Bisiklet_10

    Köprüyü geçince, kentin akşam trafiğinin içinde buluyoruz kendimizi. Dikkat etmemiz gereken çok şey var. Özellikle bisikletlerimizin tekerleklerini, tramvay raylarından uzak tutmamız gerek. Eski kenti boydan boya geçip, ana tren garına çok yakın olan otelimize atıyoruz kendimizi. İlk gün bitti, dinlenmek gerek.

    Bisiklet_8

    Ama öyle olmuyor, sonuçta tek gece kalacağız Linz’de. Zamanımız çok kısa da olsa bu kenti keşfetmek gerek. Bir saat içinde aşağıda buluşup, kenti yürümeye başlıyoruz. Volksgarten’ı katedip, kentin ana caddesi Landstrasse’den Tuna’ya doğru yürüyoruz.

    Bisiklet_Linz2

    Meclis Binası, Eski Katedral ve Belediye Sarayının olduğu Hauptplatz, kentin tarihini bize sergiliyor. Yüzyıllar önce, demir ve tuz insanın en önemli gereksinmeleri arasındayken gelişmeye başlayan Roma yerleşimi Lentia, yıllar içinde Avrupa’nın en önemli endüstri ve kültür kentlerinden birisine dönüşüyor.

    Bisiklet_Linz3

    Yemeğimizi, tarihe tanıklık eden meydanda yiyoruz. Yorgunlar otele dönüyorlar yemeğin ardından. Günü yaşamaya devam edenler, bu geziyi birlikte planladığımız arkadaşlar, beraberce Tuna kıyısına yürüyoruz. Bir iskelede, yanımızda getirdiğimiz rakıyı içiyoruz. Ne de olsa tam 47 yıldır tanıyoruz birbirimizi, kutlama nasıl yapılır öğrendik artık. Bu sırada, ışıltılar içinde nehir gemileri geçiyor önümüzden.

    Bisiklet_Linz1

    GREIN

    Bugün yapmamız gereken yol 60 kilometre, ama Mittelkirchen’de bir hata yapacağız ve yolumuz 27 kilometre uzayacak. Karanlıklara kalacağız yine.

    Bisiklet_12

    Sabah, güzel bir kahvaltı sonrası yola çıkıyoruz. Yine kenti boydan boya geçecek ve Nibelungen Köprüsünden geçtikten sonra doğuya yöneleceğiz. Yola çıkmadan, valizlerimizi resepsiyona bırakıyoruz. Anlaşmalı olduğumuz tur, eşyalarımızı, bir sonra kalacağımız otele taşıyor arabalarla. Hava mükemmel. Yerlileri bile şaşırtan sıcak bir gün.

    Bisiklet_11

    Hedefimizde küçük bir değişiklik yapıp, bir iki kilometre kuzeyde olan Pleschinger Gölüne gidiyoruz. Plajları, kamp alanları, restoranlarıyla çok hoş bir göl. Gölün serin sularında yüzecek zamanımız var.

    Bisiklet_PlescGolu

    Gölde bir saat mola verdikten sonra, buz gibi çeşmelerinden akan suyla su şişelerimizi doldurup yola çıkıyoruz.

    Bisiklet_13

    Karşı kıyı, Linz Limanı ve kentin endüstriye bölgesi. 1991 yılından bu yana yapılan iyileştirmelerle, Avusturya’da, hava kirliliğinin en az olduğu endüstri bölgesi haline dönüşmüş. Abwinden Santralına kadar kuzey kıyıdan devam ediyoruz. Nehrin kıyısında, bisikletliler için yapılmış güzel yoldan. Aslında bu turu, bir de kamp malzemeleriyle yapmalı. Gönlünün beğendiği yerde uzanıp yatarsın.

    Bisiklet_14

    Yolculuğun, belki de en şirin kasabalarının biri olan ENNS’de kahve molası verdik. Şirin kasabaya ulaşmak için 1 kilometreye yakın yokuş tırmanılıyor ama sonuç değer. Avusturya’nın en eski kenti olduğunu savunuyor Enns. Romalıların kurduğu ve adını Lauriacum verdikleri kent, tam 1000 yıl sonra, 1212’de yasal varlık kazanıyor. Burada soylu çocukları için kurulan okul daha sonra gittiği Linz’de, bugünkü üniversitenin temelini atmış.

    Bisiklet_15

    Mısır tarlaları arasından 5 kilometre kadar gittikten sonra, karşı kıyıya geçeceğimiz küçük bisiklet feribot iskelesine ulaşıyoruz. Karşı kıyı Mauthausen. Nazi döneminde burada inşa edilmiş toplama kampı nedeniyle kötü bir ünü var. Bu sessiz kıyılarda, insanlar günlük hayatlarını yaşarken, Naziler 1939-45 yılları arasında 123.000 kişiyi öldürmüş bu kampta.
    Ölenlerin anısına yapılan anıt, bizim için çok yüksekte kaldı. Merve ve Ufuk tırmanıyorlar 6 kilometreyi.

    Bisiklet_16
    Bisiklet_18

    Öğle yemeğinden sonra devam ediyoruz yola. Mitterkirchen’den geçerken, küçük Türk çocuklarının BJK, FB ve GS formalarıyla sokaklarda koşuşturduğunu görüyoruz. Dikkatimizi bu çocuklar mı dağıttı, bilinmez, bir daha güney kıyıya geçmememiz gerektiği halde kendimizi karşı kıyıda buluyoruz. Bize verilen planın dışındayız. Onbeş kilometre kalması gereken Grein okları 37 km gösteriyor.

    Bisiklet_17

    Şanssızlıklar asla tek başına gelmez, hafiften bir yağmur başlıyor. Üzerine arkadaşlarımızın birinin kullandığı bisikletin zinciri atıyor ve bir arkadaşımızın ayağına kramp giriyor. Yolun bitmesi gerekir, başka seçenek yok diyerek, gerekli müdahaleleri yaparak devam ediyoruz.

    Tiefenbach’ı geçip, Tuna kıyısına tekrar çıktığımızda, uzakta Grein gözüküyor. Hoş bir görüntüsü var ama yorgunluktan tadına varamıyoruz. Yoğun araba trafiği olan bir köprüden geçip, bisiklet yoluna ulaşıyoruz. Nehir tekrar sağımıza geçiyor. Otelimiz şirin, eski bir otel. Zaten otel seçecek durumda değiliz.

    Bisiklet_19

    Yemeğimizi otelin restoranında yiyoruz. Ben her seferinde nehir balıklarını seçiyorum menüden. Otelde, hiç beklemediğimiz bir davranışla karşılaşıyoruz. Bir kat yukarıda özel bir salonları olduğunu söyleyerek, istersek geceye orada devam edebileceğimizi ve daha da önemlisi kendi içkilerimizi içebileceğimizi söylüyorlar. Rakılarımızı getiriyoruz. Buz ve su otelden geliyor. Yollardan alınmış kirazlar yıkanılarak önümüze servis ediliyor. Muhabbeti bol bir gece yaşıyoruz. Şarkılar ardı sıra geliyor. Merve, sabah asla zamanında kalkıp bisikletlerimize binemeyeceğimizi düşünüyor. Oysa sabah, tam saatinde dönecek tekerler.

    grein

    Grein

    MELK

    Bisiklet turları pazartesi günleri başladığı için, üçüncü güne yönelik bir “Çarşamba sendromundan” söz edilir. Şehir efsanesi olmadığını gördük. Bazı arkadaşlarımız, sabah yola çıkmadan önce “yumuşatıcı kremler” peşinde koşuyordu. Seleye yan oturanlar da vardı. Sonuçta bu tür bir işe girişen amatör bisikletçilerdik. Bir sonraki turda daha dikkatli olacağımız kesin.

    Bu günkü etabı sorunsuz tamamlıyoruz. Yolda her hangi bir sorun yok, hava mükemmel. Zaman zaman ağaçlar arasından, zaman zaman mısır tarlaları arasından devam ediyor yolumuz. Nehir hiç bırakmıyor bizleri. Persenbeug’e kadar güney, daha sonra kuzey kıyısından devam ediyoruz pedal basmaya. Melk’e yaklaştığımızda,  bir nehir kenti  için oldukça, büyük bir limandan geçiyoruz. Yeni yanaşmış teknelerden turist grupları iniyor ve önlerinde rehberleri kente yöneliyorlar.

    Bisiklet_melk

    Melk, önemli bir turizm merkezi. Özellikle Hıristiyanlar için bir çeşit uğranması gereken kutsal bir  yer. Ünlü benedikten manastırlarından biri olan Stift Melk Manastırı burada. Kente bütünüyle hakim konumdaki manastır kütüphanesiyle çok ünlü. Umberto Eco, Gülün Adı adlı romanı, benedikten rahibi Adso’nun bu manastırda yaşadıklarını kaleme aldığı el yazmalarını derleyerek yazmış.

    Havanın çok güzel olması, daha da önemlisi yolları şaşırmadığımız için öğle saatlerinde varıyoruz otelimize. Manastırın hemen altındayız. Dini kitap ve eşya satan dükkanların çokluğu şaşırtıyor bizi. Bir şeyler atıştırıp, kendimizi manastıra atıyoruz. Gerçekten çok mükemmel bir yapı. Özellikle kütüphanesindeki kitapların düzeni her türlü hayranlığa değer. Kulesinden aşağıya doğru baktığımızda, uzaklarda şarap bağları görüyoruz. Şaraplarıyla ve bağlarıyla ünlü Wachau bölgesi burada başlıyor.

    Bisiklet_Melkmanastir

    Melk Manastırı

    Yine de elimiz şaraba gitmiyor. Akşam yemeğini, aslında bir Türk çiftin işlettiği, İtalyan-Yunan lokantasında yiyoruz. Anlaşmamız basit, yemekleri oradan yiyecek ama içkimizi biz getireceğiz. Güzel bir gece geçiriyoruz Melk’de. Eğlenceli yemek sonrası, nehire doğru yürüyoruz. Yukarıda, pırıl pırıl aydınlatılmış manastır sanki bu döneme ait olmadığının vurgusunu yapıyor.

    KREMS

    Gece ne kadar geç yatarsak yatalım, yola çıkış saatlerinde hiçbir aksama olmuyor. Kahvaltı sonrası dönüyor pedallar. Daha ilk metrelerden itibaren, değişik bir bölgede olduğumuzu görüyoruz. Her iki kıyı, alabildiğine bağlarla dolu. Yol boyu, küçük imalathaneler, bisikletçileri şarap tadımına çağıran afişler asmışlar kapılarına.

    Bir evin önünde, torbalara doldurulmuş kirazlar görüyorum. Sabah toplanmış. İki torba alıp, kendimizi sahile atıyoruz. Kahvaltıdan yeni kalkmış olsak da, kiraz çok hoş gidiyor o saatlerde.

    Bisiklet_21

    Yine de elimiz şaraba gitmiyor. Akşam yemeğini, aslında bir Türk çiftin işlettiği, İtalyan-Yunan lokantasında yiyoruz. Anlaşmamız basit, yemekleri oradan yiyecek ama içkimizi biz getireceğiz. Güzel bir gece geçiriyoruz Melk’de. Eğlenceli yemek sonrası, nehire doğru yürüyoruz. Yukarıda, pırıl pırıl aydınlatılmış manastır sanki bu döneme ait olmadığının vurgusunu yapıyor.

    Bisiklet_20

    Öğlene doğru, şarap tatmak amacındayız. Önümüze çıkan çok hoş, sevimli Dürnstein kasabası bize bu şansı veriyor. Ana caddesi cıvıl cıvıl. Dünyanın her tarafından gelen turistleri görmek olanaklı. Bahçe içinde bir şarap tadımevine atıyoruz kendimizi.

    Wachau’da şarapçılığın tarihi çok eski. Savaş, hastalık, kötü havalar gibi sayısız sıkıntının üstesinden gelmiş, özellikle de beyaz şaraplarıyla, şarap severlere hizmet ediyor. Grüner Veltliner ve Neuburger şaraplarını tadıyoruz. Kişi başına birer kadeh düşüyor her şişe için. Fazlası, bu sıcakta ve daha önümüzde  20 kilometre yol varken kötü yapar alışmamış insanı diye düşünüyoruz..

    Bisiklet_22

    Bağlar arasında bisiklet yolculuğumuza devam ediyoruz. Uzaktan Krems görünüyor, oldukça büyük bir kent. Yoğun bir araba trafiğinin içine giriyoruz. Otelimiz, kentin diğer tarafında. Uzun çabalar sonucu ulaşıyoruz. Zamanında geldik, hemen atıyoruz kendimizi sokaklara.
    Krems, Aşağı Avusturya bölgesinin en eski kenti. Gotik ve barok karışımı mimarinin yarattığı bir uyum gözleniyor. Eski şehri, Krems nehri ayırıyor yeni yerleşimlerden.

    Bisiklet_24

    Ertesi gün yolculuğun son etabı. Kendimizi, akşam yemeğini kentin en eski ve güzel restoranlarından biri olan Die Alte Post’ta yiyerek ödüllendiriyoruz. Yemek de şarap da mükemmel. Özellikle tarihi avlu, bizi tanımadığımız ve alışkın olmadığımız bir tarihe götürüyor.

    TULLN

    Son günün etabı, güney kıyısından devam ediyor. Şarap bağları çok arkamızda kaldı. Elli kilometreden daha az yol yapacağız, o nedenle eğlenmeye karar veriyoruz. İlk önümüze çıkan kafede mola veriyoruz. Önümüzde akıp giden nehri izlemek büyük keyif veriyor. Bir sonraki molamız, Zwentendorf nükleer santrali. 1979’da yapılan, fakat Avusturyalı çevrecilerin baskısı sonucu yapılan referandumda halkın açılmasına onay vermediği santral, orada öylesine duruyor.

    Bisiklet_27

    Tulln yakınlarında, bir mola daha veriyoruz. Bu sefer amacımız, geziyi noktalamak. Son şişe rakımızı çıkartıp, kağıt bardaklarda gruba servis yapıyoruz. Arkamızda Tuna Nehri, önümüzde bisikletler fotoğraf çektirmenin zamanı geldi. Aramızdan bu akşam ayrılacak arkadaşlarımız var, bir anlamda onlara da “güle güle” oluyor.

    Bisiklet_30

    Aynı isimdeki nehrin Tuna’ya karıştığı yerde kurulu olan Tulln, yeşillikler içinde bir yer. Küçük bahçeler, parklar çekiyor ilgimizi. Bisikletlilere ayrılmış yollar yeşillikler içinde kayboluyor. İçimizden bisikletlerimizi teslim etmek gelmiyor ama yapacak başka bir şey yok. Bize daha önce verilen otel adresine gidip bisikletleri teslim etmemiz gerek. Öyle de yapıyoruz. Daha sonra terli çamaşırlarımızı değiştirip, bizi Viyana’ya götürecek banliyö treninin kakacağı istasyona yürüyoruz.

    Bisiklet_28

    “Gelecek yıl devam edelim” diyor birisi. Neden olmasın, bu yollar burada bitmiyor. Budapeşte’ye gitmeye karar veriyoruz. O bisiklet parkurunun adı “Macar Rapsodisi”. Gelecek yıl, Viyana-Budapeşte arasındaki bisiklet macerasında buluşmak üzere planlar yapıyoruz. Umarım, hava bu denli güzel olur. Yollar bu denli hoş.

    Bisiklet_29