YazarGezer.com

[Anasayfa] [G. Amerika] [Arjantin] [BuenosAires]
  • Buenos Aires

    TANGONUN DOKUNDUĞU KENT

    Dr. Cüneyt BAŞBUĞU  (yazarımızı tanıyalım)

    Buenos Aires

    Buenos Aires, yolumun birkaç kez geçtiği bir şehir.  Klasik bir Latin Amerika kentinden daha çok, Avrupalı bir kent havası hakim Buenos Aires’e. Kalabalık caddeleri, tıklım tıklım metroları, alışveriş merkezleri, sokaklarda insanların  yürümesini bile zorlaştıran sokak satıcıları, müzisyenleri, tango gösterilerini sokaklarda sergileyen dansçıları, çeşitli etlerin vitrinleri süslediği lokantaları, maç günleri

    BuenosAires6

    sokaklarda bağıra çağıra şarkılar söyleyen Boca juniors ve River Plate taraftarları, gökdelenleri, limanları, önünde deniz gibi açılan Plata Nehri, sıkışık trafiği, kulakları tırmalayan korna sesleri birbirine karıştığında, kıtanın en büyük kentlerinden biri ortaya çıkıyor. Her gelen göçmen gemisiyle büyümeye  devam eden, bir taraftan “tango” gibi duyarlı bir dansı dünyaya hediye ederken, bir taraftan karanlık dehlizlerinde en yoğun işkencelerin uygulandığı bir kent Buenos Aires.

    San Telmo, Dorrego Meydanı

    Sabah, sokağa adımımızı attığımız gün bir Pazar günü ise, kentle tango arasındaki sevgiye tanık olacağımız bir güne başlayacağımız için sevinç duyuyoruz. Günün ilk durağı, San Telmo, Dorrego Meydanı.  Sabah erkenden, daha antikacı tezgâhları kurulmadan meydanı çeviren kafelerden birinde alıyoruz soluğu. Kahvenin yanında, fırından yeni çıkmış,  empenada dolu bir tabak koyuyor garson masaya. Fırında pişenler daha çok bizim tercihimiz, aslında yağda kızartılmış olanları makbul.  İçinde her şeyin olabileceği, küçük puf börekleri, “empenadalar”.  Arjantin mutfağının vazgeçilmez tatlarından birini oluşturuyor.

    Daha kahvelerimiz bitmeden, meydanda bir ses düzeni oluşturuluyor ve ardından günün ilk tango gösterisi başlıyor. Farklı koreografilerde üç ayrı tangoyu, birbiri ardı sıra sergiliyorlar. Antikacı tezgâhları, hediyelik eşya satan satıcıların sergileri meraklı gezginlerle doluyor.  Sadece Buenos Aires’e özgü bir meydanda, tangonun arka plan müziğini oluşturduğu bir Pazar ayinine tanık oluyoruz. Gösteriler birbiri ardına sürüyor. Bir yarışmadan daha çok, son gece yapılan ödül gösterileri gibi sadece en iyiler sergiliyorlar şovlarını. Dansçılar, daha sonra, çevrede bulunan kafelerde,   danslarını izlediklerini düşündüklerden para istemek için erkek dansçının şapkasını kullanıyorlar.

    BuenosAires5

    Plaza Dorrego’yu çevreleyen kafelerde ağız tadımıza, kesemize uygun yemekler bulma olasılığımız var. Arjantin mutfağı, ızgara et çeşitleri açısından bizim mutfağımızdan çok büyük farklılıklar göstermiyor. Sadece porsiyonlar, tek kişinin bitirmesinde zorluk çekeceği kadar büyük olabiliyor. Tangonun, Buenos Aires’i yakasından tuttuğu bu Pazar günü yemekle geçiştirecek zamanımız yok, daha çok görecek var bu kentte. Bir dilim pizza alarak, ikinci durağımıza, La Boca’ya yollanıyoruz.

    BuenosAires4

    La Boca

    La Boca, Türkçede “ağız” anlamına geliyor. Eski limanın nehre açılan ağzı. Eski işçi sınıfı bölgesi olan La Boca, tangonun bu kentte canlı olarak yaşadığı  bölgelerden biri. Rengârenk boyanmış, iki katlı ahşap evlerin oluşturduğu “La Caminito” sokağı, gün boyu yerel ressamlara bir açık hava sergisi olarak hizmet ederken aynı zamanda çeşitli tango gruplarına yeteneklerini sergilemek ve karşılığında birkaç kuruş kazanmak için sahne işlevi görüyor. Hediyelik eşya dükkanları, tangocuların yanı sıra şovlarını sergileyen pantomim sanatçıları, jonglörler  La Boca’ya renk katmayı sürdürüyorlar.

    BuenosAires7

    Ne kadar renk katılırsa katılsın, Boca sokaklarının asıl renklerini “sarı-lacivert” oluşturuyor. Sarı-lacivert, Boca Juniors futbol takımının renkleri ve biz bir anlamda “Boca Çarşısı’ndayız”.  Arada, sergilerden Boca marşları kulağımıza geliyor. Bazı sokakların sonunda, La Bombonera,  Boca Juniors futbol takımının stadı uzaktan tüm haşmetiyle görünüyor. Bir başka gezide, o statta, futboldan çok seyirciyi izlediğimiz bir Copa America maçı seyretme olanağı bulmuştuk.

    BuenosAires1

     

    Florida Caddesi

    Sonraki durağımızı, sadece yayalara açık olan Florida Caddesi oluşturuyor. Kentin merkezinde, oldukça uzun olan bu sokak aslında alışveriş merkezlerinin, büyük mağazaların olduğu bir cadde. Pazar günleri, sokak satıcılarına ve tango göstericilerine açık bir alan haline dönüşüyor.  Tek dikkat edilecek konu, mesleğinde çok gelişmiş olan yankesicilerden uzak durmanın yollarını bulmak. Buenos Aires’e yaptığımız ilk gezide, bu caddede dolaşırken, sırt çantamın içinden fotoğraf makinemi almışlardı.  Hala, o makineyle birlikte kaybolup giden Montevideo fotoğraflarıma yanar dururum.  Açık kitapçılarda kahve içip, almayı düşündüğümüz müzikleri dinleme olanaklarımız var.

    Cafe Tortoni

    BuenosAires10

    Cunta zamanından bu yana, anaların kayıp çocukları için toplandıkları Plaza Mayo’ya kadar yürüyoruz. Amacımız akşam koşuşturmasındaki  kenti yaşamak ve bu arada açlığımızın biraz daha artması. Oradan, hemen yakınlarında olan, yüz yıllık geçmişi bulunan Cafe Tortoni’ye gideceğiz akşam yemeği için. Duvarlarında

    BuenosAires11

    mekânın tüm geçmişini görmek olanaklı. Tangoya can veren herkesin çekilmiş bir fotoğrafı var duvarlarda. Kafenin bir köşesinde ise, bir bandeoncu heykelinin etrafında kümelenmiş Gardel ve diğer tango bestecilerinin heykelleri duruyor. Dekor, herkes gibi bizi de eskilere götürüyor. Eski olayların bu salonda nasıl yansıdığını, tangonun zamana nasıl direndiğini düşlüyorsunuz ister istemez.

    Yemeğimizi bitirdiğimiz anda, alt kattaki salonda bir tango gösterisinin başlayacağını anons ediyorlar. Gün boyu seyrettiklerimize benzemeyen başka bir gösteri izliyoruz. Dansçılar, 1800 sonlarına doğru, batakhanelerde başlayan, önce Avrupalı göçmenler arasında yayılan ve daha sonra kadın haklarının gelişmesi ve oy verme

    haklarının elde edilmesiyle tüm dünyada hayran kitlesi bulan tangonun öyküsünü danslarla sergiliyorlar. Her ritimle, hüznün neşeye, basit bir dokunmanın erotizme, terk edenin ardından atılan küçük bir adımın, bir tutkuya dönüşebildiği tangonun insana bu denli dokunmasının ardında yatan nedenleri gösteriyorlar.

    BuenosAires3
    BuenosAires2

    Bar El SUR

    Günün son uğrak yeri “Bar El SUR”. Kitaplara, filmlere konu olmuş bir bar. Bar El Sur’da, dans ve müzik biraz daha farklı gelişiyor. Program ve öngörülen bir gösteri yok, her şey kendiliğinden gelişiyor. Bandaneon, kontrbas ve piyanodan oluşan orkestraya, yaşları altmışın çok üstünde bir kadın ve bir erkek solist eşlik ediyor.  Bazen tangonun klasiklerini söylüyorlar, bazen kendi aralarında şakalaşıyorlar. Bazen klasik tangolar, en modernize biçimleriyle dile geliyor.  Orkestranın hemen yanındaki masada oturan dansçılar, hoşlarına giden bir şey çalındığında, ya da bardaki ortamdan etkilendiklerinde dansa kalkıyorlar. Dansı yarıda keserek, salondaki izleyicileri de dansa kaldırdıkları oluyor.

    BuenosAires8

    Menüde peynir tabağı ve Arjantin şarapları var. Tangoyla başladığımız gün yavaş yavaş sona ermekte.  Yeni günün ilk ışıkları sokakta, bizi karşılamayı bekliyor. Bu kentin başka bir bilinmezine adım atmadan önce dinlenebilmek için iki üç saatimiz var. Tekrar kentin sokaklarına girip, daha önce farkına varmadığımız güzellikleri aramamız gerekiyor.  Hiçbir gezide, uyuyarak zaman kaybetmek istemiyoruz. “Tango “ sözcüğünün kökeni konusundaki düşünceler ortak değil ama Latincede dokunmak anlamına gelen “tangere” fiilinden kaynaklandığı yönünde düşünceler var.  Tangonun, bu kentte dokunduğu başka şeyler olmalı, uykuya vakit yok.

    BuenosAires9