YazarGezer.com

[Anasayfa] [Türkiye] [Buyukcekmece]
  • BüyükÇekmece

    Büyükçekmece'nin Büyük Köprüsü

    Onur Ataoğlu           (yazarımızı tanıyalım)

    KÖPRÜLER YAPTIRDIM GELİP GEÇMEYE

    buyukcekmece_1

    ÇEŞMELER YAPTIRDIM SUYUN İÇMEYE KARAM

    buyukcekmece_2

    Şehre bakıyorduk denizden. Sisler içindeydi İstanbul... Sisler içinde deniz... Sisler içinde teknemiz. Hiç yağmalanmamış, yıkılmamış, kirletilmemiş gibiydi şehir. Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa, ne varsa görüntüyü çirkinleştiren. Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi... Büyülü bir bulut gibi... Bir masal imgesi gibi... Yeni kurulmuş bir kent gibi...

    Büyükçekmece gölü üzerindeki Mimarsinan köprüsünü aramaya çıktığımda, meteorolojik koşullar tam da Ahmet Ümit'in İstanbul Hatırası'nda, yukarıda betimlediği gibiydi. Korkunç bir sis, göz gözü görmüyor, bense sabahın köründe kalkmış, Londra Asfaltı boyunca yürüyerek köprü arıyorum. Zaten kitabı yeni bitirmişim, birisi beni yol kenarında boğazlayıverip avucuma bir sikke tutuştursa, arkama da pamuğu tıkasa kimsenin ruhu duymaz. İstanbul Hatırası -II kitabı için Ahmet Ümit'e malzeme olurum.

    buyukcekmece_3

    Yol boyunca, bu caddeye niçin Londra Asfaltı isminin verildiğini düşündüm durdum. Tam da yeniçerilerin sefere çıktığı güzergah üzerindeyim, cengaverlerimiz de bu yoldan Sofya'ya gitmiş, Belgrad'a gitmiş, Viyana'ya gitmiş de, Londra nereden çıkmış? Hadi Calais'e kadar gittin, manş denizini neyle geçeceksin? Lütfen isim koyarken düşünüp taşınalım...

    Yeniçerilerin sefer güzergahı demişken konuyu açalım; asker Budapeşte'ye mi gidecek, Zigetvar'a mı gidecek, önüne hep Büyükçekmece gölü çıkmış durmuş. Güzel bir lafımız vardır, ite dalaşacağına çalıyı dolaş diye... Nitekim gölün kuzeyinden dolaşmak da pekala mümkün, ama Osmanlı gücünün zirvesinde, bir göl yüzünden yol mu değiştirecek? Kanuni çağırmış Sinan'ı, vermiş talimatı :

    - Gölün üzerine hemen bir köprü yapıla
    - Kolay mı devletlüm, bunun imarı var, ruhsatı var, hem de ecnebi yeşil sulh cemiyyeti itiraz edermiş
    - O zaman Yedikule zindanlarına kapatın zındıkları...
    - Ama Avropa Kul Hakları Kadılığına başvururlar...
    - Kellelerini vurdurun kardeşim, bunları şımartırsanız ileride "Boğaz Köprüsünü istemezük" diye kazan kaldırırlar!

    İhale açılır, teknik şartname şu şekildedir : 635 metre uzunluğunda, 7,20 metre genişliğinde,dört ayrı köprünün birleşmesinden meydana gelecek, çevresi geniş rıhtımlarla çevrili olacak, Büyükçekmece yönündeki bir ve ikinci bölümlerde yedişer göz, üçüncüsünde beş, dördüncüsünde dokuz göz bulunacak, köprülerin birleştikleri yerlere sulardan etkilenmemesi için sel yaranlar yapılacak.

    buyukcekmece_4

    Köprünün yapımına 1566 yılında Kanuni hayatta iken başlanır, 1567 yılında 2. Selim tahtta iken tamamlanır. İnşasında yaklaşık 40 bin metreküp taş kullanılır, bu taşlar birbirine eritilmiş kurşunlarla bağlanır. Maliyet artışları, eskalasyon falan derken köprü 73,853 akçeye tamamlanır. 1567 yılının akçesi ile bugünün TeLe'si arasındaki pariteyi varın siz hesaplayın...

    buyukcekmece_5

    Köprünün ve gölün bugününü en iyi betimleyen tekne : YORGUN

    Türk köprülerinde dinlenme ve sohbet yeri olarak yapılırmış. Dile kolay, 635 metre köprü! Deli Dumrul olmadığı zamanlarda başında ve sonunda azıcık soluklanmayı kim istemez ki? Köprünün dördüncü bölümündeki karşılıklı iki kitabenin dört beyitlik manzum metni şair Hüdayi’e ait imiş. Aşağıdaki fotoğrafta tam okunamasa da, günümüz graffiticilerinden Şeyma ile Memet'in kitabeye yaptıkları katkı dikkat çekiyor :

    buyukcekmece_6 buyukcekmece_7

    Sis dağılırken köprü üzerinde atılan iki tur, bastığınız taşlar üzerinde 400 yıl önce mehteran bölüğünün iki ileri bir geri yürüdüğünü düşledikçe lezzetleniyor. Köprü, İstanbul'da "Kanuni'nin atının toynağı belki de şu taşın üzerinde çınlamıştır" diyebileceğiniz ender yerlerden; çünkü İstanbul'un geri kalanı asfalt kaplı (bkz. Londra asfaltı)

    buyukcekmece_8

    Tabii eskiden işler bir köprü yapmakla bitmiyormuş. Hani bunun çeşmesi? Kervansarayı? Camisi? Genelde bu tür kompleksler bir paket halinde yapılıyormuş ve "menzil külliyesi" diye adlandırılıyormuş (hani günümüzün AVeMe'leri hem market, hem sinema, hem alışveriş merkezi hem de falan filan ya...). Nitekim, köprü turunuz Sultan Süleyman çeşmesi önünde sonlanıyor :

    buyukcekmece_9

    Çeşmede susuzluğunuzu giderdikten sonra, uykusuzluk için çaprazınızda bulunan kervansarayı tavsiye ederim. Yani, birkaç yüz yıl önce ederdim. Yine Mimar Sinan tarafından yapılan kervansaray şu anda kullanılmıyor; 1960'larda bir ara civardaki yağ fabrikalarına ayçiçek yağı deposu olarak kiralanmış olsa da, artık "yağ oteli" görevini de görmüyor.

    buyukcekmece_10
    buyukcekmece_11

    Sokullu Camisinin minaresinden kervansarayın çatısı

    Köprüden geçtiniz, suyunuzu içtiniz, kervansaraya check-in yaptıktan sonra gelelim akşam namazına... Kervansaray'ın karşısındaki Sokullu Mehmet Paşa Camii sizi bekliyor. Kapısı kitli olduğundan içini gezemediğim cami için "butik cami" desem ayıp olur mu? Mimarı Sinan, minaresi bir şaheser! Yekpare taştan oyularak yapılan bu minarenin dünya üzerindeki tek benzeri Mısır'da bulunuyormuş.

    buyukcekmece_12
    buyukcekmece_13

    Sordum sarı çiçeğe,

    bu minarenin eşi benzeri var mıdır?

    Köprüden başlayıp camide sonlanan turumuzun ardından, otele dönüp bir kahvaltı etmeyi hak ettik. Büyükçekmece üzerinde sis dağılmaya başlamış, kediler balıkçı teknelerine sotelenmişler bile :

    buyukcekmece_14

    Londra asfaltı boyunca otelime doğru yürüyorum. Artık Ahmet Ümit'ten korkmuyorum; daha az önce Kanuni, Sinan ve Sokullu ile beraberdim. Otele girip odama çıkarken Büyükçekmece'nin ismindeki "büyük"lüğün verdiği özgüvenle isimlendirilmiş Department önünden saygıyla geçiyorum :

    buyukcekmece_15

    Otel, tahminen 50-60 odalı orta büyüklükte bir işletme; 4-5 metrekarelik de bir "bilgisayar" odası var. Ama odanın ismine bakın; "Bilgi İşlem Departmanı"; içeride bir CIO (chief information officer), sanki uluslararası Hilton otellerinin veri tabanını yönetiyor! Demek ki, Kanuni, Mimar Sinan ve Sokullu Mehmet bölgeye öyle bir özgüven aşılamış ki...breh breh...