YazarGezer.com

[Anasayfa] [K. Amerika] [Karayipler] [Grenada]
  • Grenada

    Grenada Adası

    Mete Özdemir

     

    Grenada_2
    Grenada_1

    Ailece hemfikiriz; Baharat adası diye bilinen Grenada, Karayiplerin en güzel adası. Beyaz ve siyah kumlu kumsalları, denizaltı müzesi, tropikal meyve ve sebzenin bolluğu, yağmur ormanı ve yanardağları, leziz mutfağı ve güleryüzlü halkıyla Grenada bir numara. Yaklaşık iki milyon yıl önce Grenada adası volkanik patlamayla oluşmuş. Avrupalılar Grenadayı keşfetmeden önce Carib yerlileri bu adada huzur içinde yaşıyorlarmış. Ancak Fransızlar tabanca tüfekleriyle gelip adayı işgal etmişler. “Ya şerefimizle yaşarız ya da ölürüz.” diyen Carib halkı el ele tutuşmuş, ve adanın kuzeyindeki sarp kayalıklardan kendilerini aşağıya atmışlar. Ada zaman içinde İngilizlerin eline geçmiş. 1974 de bağımsızlığını ilan eden Grenada, 1979 yılında bu sefer Küba tarafından işgal edilmiş. Sovyetlerden korkan Amerika Birlesik Devletleri 1984 de duruma müdahale edip ülkeye bağımsızlığını geri vermiş. 

    Adaya gitmeden önce araba kiralamak için gereken evrakları hazırlatmıştım. Havaalanının çıkışında Sam bizi karşıladı ve aracımızı teslim etti. Sabahın erken saatlerinde Grand Beach Otelindeki odamıza yerleştik ve saat 9 gibi kendimizi denizin billur gibi sularına attık. Ertesi sabah ada turuna başladık. Dağ yollarından geçerek artık sönmüş olan Grand Etang yanardağının kraterine geldik. 

    Grenada_3

    Grand Etang yanardağının krateri

    Krater su ile kaplanmış ve göl oluşmuş. Söylentiye göre gölün dibi yok, ama ultrasound testleri en derin yerin 6 metre olduğunu tespit etmiş.Gölün çevresinde sıska ama çevik yapılı yabani köpekler dolanıyor. Marketten aldığımız pişmiş tavuğu bir köpeğe verdik. Büyük iştahla yedi. Ancak orada incik boncuk satan yaşlı kadın durumu tutmamış olmalı ki taş atarak köpeği kovaladı. Daha sonra bu köpeklerin geceleri köylülerin tavuk ve keçilerini yemeğe geldiğini öğrendik. Köylüler hayvanlarını korumak için çiftliklerin çevresine elektrikli tel örgüler çekmişler. Tellere akşam olunca elektrik veriyorlarmış.  

    Grenada_4

    CLARKE’S COURT RUM ÜRETİM TESİSİ :

    Bir zamanlar şeker kamışının çok yetiştiği Grenadada üç dört tane rum fabrikası var. Adanın en büyük rum fabrikası olan Clarkes Court Rumu ziyaret ettik. Bizi gezdiren rehberimiz fabrikanın  endüstri mühendisi. 2003 yılında büyük bir fırtına şeker kamışı tarlalarını mahvetmiş. O günden beri şeker kamışı adada eskisi gibi üretilmiyormuş. Rum imalatı için gerekli şeker kamışı suyu ise artık başka adalardan temin edilmekteymiş.

    Grenada_5
    Grenada_6

    Ağırlığı ölçülen şeker kamışları önce küçük parçalara bölünüyor

    Grenada_7

    sonra dev silindirlerle suları çıkarılıyor 

    Grenada_8

    Elde edilen şeker kamışı suyunun asitliği limon suyuyla dengeleniyor, tanktan tanka aktarılarak süzülüyor

    Grenada_9 Grenada_10

    fermantasyon tanklarında mayalanıyor ve nihayet distilasyon tüplerinde damıtılıyor.

    Grenada_11

    Bu işlemler tamamlandığında alkol derecesi farklı rum çeşitleri ve hatta alkol içermeyen pekmez üretilmiş oluyor. Rum imalathanesindeki gezimiz fabrikanın hediyelik eşya satan dükkanında sonlandı. Üretilen mamullerin

    Grenada_12

    denendiği ve satıldığı bu dükkanda rum fıçılarından yapılmış mobilyalar da satış için sergileniyor. Üzerine oturup denediğimiz mobilya takımları çok rahattı. Fiyatları 400-500 USD civarı.

    LAURA’S HERB GARDEN :

    Bir sonraki durağımız Laura’s Herb Garden. Bahçe bir dağın yamacında, patika yoldan gidiliyor. Bahçenin girişinde bayan rehberimiz tarafından karşılanıyoruz. “Laura evde mi?” diye soruyorum. “Laura bu köyün ismi.” diye cevaplıyor. Kakao ağaçlarının arasından geçerek bahçede gezmeye başlıyoruz.

    Grenada_14

    Ananas

    Rehberimiz güzel kokulu bitkileri bize tek tek tanıtıyor. Yapraklarından parça koparıp bize veriyor, ve bunlardan nasıl çay yapıldığını, ne gibi sağlık sorununa iyi geldiklerini anlatıyor. Örneğin Perry Winkle ve tarçın kandaki şeker miktarını düzenledikleri için şeker  hastalığına iyi geliyormuş. Tarçın ağacının kabukları önce güneşte kurutuluyor, sonra tarçın kısmı bıçakla kabuklardan soyuluyor. Böylece tarçın elde ediliyor. Vanilya bitkisinin bir sarmaşık olduğunu görüyoruz. Bir başka ilginç bitki ananas meyvesi. Her bir ananasın büyümesi onbir ay alıyormuş. Meyve toplanırken tepesindeki kısım kesilip tohum olarak ekiliyor.

    ADA MUTFAĞI:

    Grenada_13

    Vanilya

    Akşam limanda methini çok duyduğumuz BBs restoranına gittik. Restoranın içi ahşap, içeri girerken isteyene keçeli kalem veriyorlar. Kalemlerle restoranın duvarlarına yazı yazmak serbest. Müşteriler tavana, kapı eşiğine, neresi boşsa oraya yazı yazıp resim çizmişler. Restoranın yemekleri de enfes. Adada yetişen dasheen, yam gibi patatesimsi sebzeler kaynatılıp "Karışık sebze" diye sunuluyor.  Dasheenin yapraklarına Callaloo deniyor.  Ispanağa benzeyen Callaloo çorbası yapılıyor ve gittiğimiz her restoranın menüsünde mevcuttu.  Menüdeki diğer çorba ise Lambie Waters, helezonik deniz kabuklarının içindeki conchlardan yapılıyor. Oldukça tuzluydu. Baraküda balığı eti zehirli olduğu için yenilmez ama Grenada çevresindeki baraküdalar yenilebiliyormuş. Deneyelim bakalım deyip biz de baraküda ısmarladık. Palamut lezzetindeydi. Yemeğin sonunda, içine bol miktarda rum konmuş ve alev alev yanarak gelen muzlu dondurmamızın yemeden önce resmini çektik.

    Grenada_15
    Grenada_16

    Yengeç Sırtı

    Grenada_17

    Callaloo Çorbası

    BELMONT ESTATE :

    Ertesi gün hedefimiz adanın kuzeyinde yer alan Belmont Estate, kakao üretimi yapılan büyük bir çiftlik. Yolda giderken motordan garip sesler gelmesi üzerine hemen arabayı yolun kenarına çektim. Çevresinden duman gelen kayışları kontrol edip durumun vahim olduğunu görünce Sam’i aramam gerektiğine karar verdim. Yanımda telefon yok, olsa da yolu nasıl tarif edeceğim bilmiyorum çünkü yollarda hiç bir tabela görmedim.O sırada tarlasından gelen bir köylüyü görüp yardım istedim. Hemen cep telefonunu çıkarıp Sam’i aradı nerede olduğumuzu tarif ettı. Köylü tarlasında muz, papaya ve şeker kamışı yetiştiriyormuş. Bu ürünleri de yol kenarındaki kulübemsi dükkanında satıyormuş. Şeker kamışının suyunu sıkıp meyve suyu olarak veriyormuş. Telefonunu kullandığımız için kendisıne bir miktar para uzattım, “Kesinlikle almam, ben her gün bir iyilik yapmaya çalışırım, bugün sana yardım ettim mutlu oldum.” dedi. Biraz sonra Sam tamircisi ve aletleriyle geldi. Alternatörün bozulduğunu tespit ettiler. Sam “Araba tamir oluncaya kadar benim Jeepimi kullanabilirsin, ama önce beni evime bırakırsın“ dedi. Yolda muhabbet sağlamdı. Sam Suriyeliymiş.Eşiyle birlikte her gece Türk dizilerini alt yazılı seyrediyorlarmış. “Kurtlar Vadisi”,  “Dudaktan Kalbe”  ve daha bir çok diziden bahsettik. Sam “Türk filmlerinde içerik var, bazen gülüyoruz , seviniyoruz bazen de üzülüyoruz, çok güzeller” diyor. Sam Grenada’da doğmuş, Küba adayı işgal edince Suriye’ye gitmiş. Daha sonra Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde onbir yıl yaşamış ama hep Grenada’yı özlemiş. Nihayet adaya dönmüş, güzel bir evi ve doberman köpeğiyle mutlu bir hayat sürüyor. Evine geldiğimizde  “Sana Arapça müzik kasetleri bıraktım yolda dinlersin.” dedi. Üç beş kere el sıkışıp ayrıldık.

    Belmont Estate vardığımızda saat 4ü 10 geçiyordu. Saat 4de çalışanlar paydos ettiği için içerideki binalar kapatılmak üzereydi. Görevliye arabamızın bozulduğunu ve buraya gelmek için ne kadar gayret ettiğimizi anlattım. Bizi kırmadı, Estate gezdirmek üzere tur verdi.  400 dönüm araziye kurulu Belmont Estate’in 300 yıllık geçmişi varmış. Belmontun en önemli gelir kaynağı kakao.

    Grenada_18
    Grenada_20
    Grenada_19

    Kakao

    Çalışanlar ucunda makas olan uzun sopalarla kakaoları ağaçlardan topluyorlar. Sonra palayla bir vuruşta kapsül şeklindeki kakaoların tepesini kesip içindeki  beyaz kakao salkımını çıkartıyorlar.  Salkımlar tahta hanelere dolduruluyor. Üzerine büyük muz yaprağı konan kakaolar bu hanelerde fermantasyona uğruyor ve her iki günde bir plastik küreklerle hava alsınlar diye harmanlanıyorlar. 8 gün sonra kakaolar büyük bir çekmeceyi andıran tezgahlara kurutulmak için getiriliyor. İşçiler ve bizim gibi turistler kakaoların üzerınde yürüyerek eşit kurumalarını sağlıyorlar. Kuruyan kakao tanelerinin kabukları kırılıp mengeneden geçiriliyor. Kakao yağlı olduğu için ezilince koyu bir sıvı haline geliyor. Elde edilen bu sıvı yakındaki çukulata fabrikasına ham madde olarak satılıyor.

    Grenada_21 Grenada_22
    Grenada_23

    Çikolatalar

    Grenada_25
    Grenada_24

    Adada yetişen sebze ve meyveler

    Tur sırasında kakao yapımının yanı sıra adada yetişen sebze ve meyveler hakkında da bilgi ediniyoruz. Rehberimiz daldan Golan Elması koparıp bize veriyor ve kendi elindeki golan elmasını yere atıp çatlatıyor ve içini açıp yiyor. Golan elması bizim bildiğimiz Yeni dünya meyvesine benziyor. Değilse bile aynı şekle ve lezzette sahip.  Golan elmasının yemediğimiz kısmını kafesteki bebek maymunlara veriyoruz. Maymunlar elmaları iştahla yediler. Biraz sonra yakındaki ufak bir gölette çiftleşmekte olan iki kurbağa görüyoruz. Rehberimiz kurbağalar arasındaki çiftleşmenin aralıksız olarak 2-3 gün sürdüğünü ve sonunda erkek kurbağanın öleceğini söylüyor. Derken Belmontun Rainbow isimli papağanıyla tanışıyoruz. Papağan bize Do you want a cracker? diye sorup gülüyor. Biz de gülüyoruz. Ardından Rainbow bize “Happy Birthday to you, I live in a zoo” diye doğum günü şarkısı söylüyor. Bu sefer gülmekten yerlere yıkılıyoruz. Papağanla karşılıklı bye bye dedikten sonra ayrılıyoruz. Tur bittiğinde rehberimiz kendisini evinin önüne bırakabilir miyiz diye soruyor. Memnuniyetle kabul ediyoruz. 23 yaşındaymış, her perşembe arkadaşlarıyla buluşup bara gidiyorlarmış. Evinin önüne geldiğimizde arkadaşlarını onu beklerken buluyoruz. Tekrar tekrar el sıkışıp karşılıklı teşekkür ediyoruz. Bizi el sallıyarak uğurluyor.

    BATHWAY KUMSALI:

    Bir sonraki durağımız adanın kuzeyinde yer alan Bathway Beach. Akşam yağmur yağıyor ve dalgalar çok büyük. Denizde sahile yakın uzun bir doğal bariyer var. Dalgalar bariyerde kırıldıkça bembeyaz köpükler oluşuyor. İki gün önce bu sahilde bir baba ve oğlu boğularak ölmüş. Ama denizin güzelliği karşısında dayanamayıp, kendimizi sulara atıyoruz. 15-20 dakika suda kalıp otelin yolunu tutuyoruz.

    Grenada_26

    MOLİNERE KOYU ve DÜNYANIN İLK SUALTI HEYKEL PARKI :

    Grenada_27

    katamaranla Molinere koyuna gidiyoruz

    Ertesi gün snorkel günü. Carib Cats firmasına ait taksi bizi otelimizden alıp katamarana götürüyor. Teknede bizimle birlikte iki aile daha var. Yelkenleri açıp önce Flamingo koyuna gidiyoruz. Denize girmeden önce filamingonun kuş değil bu sularda yaşayan bir su solucanı olduğunu öğreniyoruz. Snorkel ve paletlerimizi giyip suya atlıyoruz. Denizin içi rengarenk tropikal balıklarla dolu. Mürekkep balığı en çok ilgimizi çeken balık oluyor. Deniz yelpazelerinin ve vazo şeklindeki mercan kayalarının üstünde bir miktar dolanıp tekneye geri dönüyoruz.

    Bir sonraki durağımız Molinere koyu. Bu koyda dünyanın ilk denizaltı heykel parkı var. Deniz yaşamını zenginleştirmek, hayvanlara yuva sağlamak için heykeltraş Jason Taylor tarafından yapılan 80 kadar heykel denizin dibine yerleştirilmiş. Ancak fırtınalar nedeniyle pek çok heykel zarar görmüş, kırılmış ya da kumlar altında kalmış. Zaman zaman yenilenen bu heykeller bence deniz yaşamını zenginleştirmekten ziyade turizme hizmet etsinler diye buraya dikiliyorlar.

    Grenada_28

    El ele tutuşan çocuklar

    Grenada_30

    Kayıp Muhabir

    KİCK-’EM JENNY  VOLKANI ve CARRİACOU ADASI :

    Grenada_29

    Motorsikletli adam

    Grenadanın yakınında Carriacou isimli nispeten küçük ama güzel bir ada daha var. Buraya kadar gelmişken onu da görelim diyerek Grenadadan sabah 9 da tekneye binip Carriacou ya gittik. İki ada arasında denizin altında halen patlamakta olan bir yanardağ var. Kick-'em-Jenny ismindeki bu yanardağın üstünden geçerken deniz çok dalgalı oluyor. Nitekim dev dalgaların içinden geçerken teknemiz bir hayli sallandı. Bizimle birlikte üst güvertede oturan herkes çok ıslandı. Carriacouya giderken çok sayıda uçan balık gördüm. Kanatlı uçan balıklar yaklaşık 5 saniye kadar suyun üstünde uçabiliyorlar. Hatta 5 saniyenin sonunda kuyruklarını suya vurup bir miktar daha uçabilen balıklar gördüm. Elimde fotoğraf makinası olmasına rağmen hayranlıktan bakakaldığım uçan balıkların resimlerini çekemedim.

    Grenada_31
    Grenada_32

    Carriacou adasının yakınında Sandy island denilen ıssız bir adacık var. Deniz taksisiyle gidilen Sandy island harika bir kumsala sahip. Adanın çevresindeki mercan kayaları snorkel için iyi denmişti ama bize fazla ilginç gelmedi. Snorkel yapmak yerine bol bol yüzüp güneşlendik.

    GRENADA ADASINDAN DİĞER RESİMLER :

    Grenada_36

    Siyah kumsallı La Sagesse Bay

    Grenada_GrandAnse
    Grenada_39

    Grenada’da Gün batımı

    Grenada_34

    Wax Apples

    2.7 Grenada Doları 1 Amerikan Dolarına eşit

    Grand Anse

    Grenada_33

    Eski araba lastikleri saksı olarak kullanılmış

    Grenada_37

    Bathway kumsalında doğal bariyer büyük dalgaları kırıyor