YazarGezer.com

[Anasayfa] [Avrupa] [Finlandiya] [Helsinki]
  • Helsinki

    Saunanın ve Cep Telefonunun Başkenti

    Onur Ataoğlu           (yazarımızı tanıyalım)

    Helsinki : Medeniyetin Beşiği Olmasa da, Eşiği...

    Gezi yazılarının “falanca yeri tek kelime ile tanımlamak gerekirse...” diye başlama huyu vardır. Kısa kesmeyi beceremediğim için ben genelde birkaç bin kelime ile tanımlarım, ama Helsinki için tek kelime ile uygar diyebilirim. Başkaları Helsinki’yi soğuk, sıkıcı, sessiz ve benzeri nitelemiş olabilir, ama Helsinki’de medeniyetin tek dişi kalmış bir canavar olmadığını hissediyorsunuz.

    Helsinki_1

    Tabii bu durum genelde İskandinav diyarı için geçerli; Helsinki’de ise doruğa ulaştığını hissettim. Çeşitli uluslararası endekslerde, gelişmişlik ile ilgili göstergelerde Finlandiya her zaman en üst sıralarda yer alıyor. Örneğin, yolsuzluklar konusunda (yani, kişi başına en az yolsuzluk oranında).

    Onun dışında benim tespit edebildiğim, Finlandiya’nın dünyada ilk üçte yer aldığı endekslerden bazıları şunlar : Kişi başına düşen en fazla göl, ağaç, sauna, nokia, F1 pilotu, bedava eğitim ve sağlık, tasarımcı, heavy metalci, reçel, güzel kız, kablosuz internet, geyik ve somon.

    Helsinki_2

    Güzel bir lokantada geyik ziyafeti

    Bunlar arasında en öne çıkanı doğal olarak sauna. Finlandiyalılar için bir yaşam biçimi olan, genelde cıbıl girip içeride haşlandıktan sonra buzlu göle atlamaları adet sayılan sauna sayısı, Finlandiya’da kayıtlı araç sayısının üzerindeymiş! Araba sayısı sauna sayısının altında kalsa bile, Formula 1 ve ralli pilotu yetiştirme konusunda Finlandiya dünya lideri. Şehrin sükuneti ve neredeyse olmayan trafiği ile bir tezat.

    Helsinki_3

    Hızlı şoför dışında, Finlilerin iddialı olduğu konular tabii ki ileri teknoloji ürünleri. Dünyada Nokia ile haşır neşir olmamış kaç kişi kaldı? Finlilere de herhalde Nokia görmekten o kadar sıkılmışlar ki, her sene Juva kentinde “cep telefonu fırlatma yarışması” düzenleniyor.

    Yine de Helsinki’de Nokia almak kolay değil. Şehir merkezinde Nokia’nın bir prestij mağazası var, ama kapısında Nokia yazmıyor, önünden 7 kere falan geçtikten sonra içeride cep telefonu satıldığını anlayabildim. Cep telefonu bile satılsa, vitrindeki konsept kitap! Zaten kişi başına düşen kitapçı yüzölçümünde de Helsinki ilk sıralarda...

    Helsinki_4

    Nokya mağazası!

    Nokia’dan sonra en büyük teknoloji ürünleri Linux zannedersem. Beleş bir bilgisayar işletim sistemi olarak Bill Gates’in korkulu rüyası olan Linux, Linus Torvalds isimli bir Finli abimizin icadı. Büyük bir farkla, Bill Gates gibi ismini en zenginler sıralamasında görmüyorsunuz, çünkü Linux’u bir açık kaynaklı yazılım olarak piyasaya sürmüş.

    Helsinki_5

    Linus abinin mezun olduğu Helsinki Üniversitesi ülkenin gururu!

    Linxs’un hikayesi Fin insanı hakkında ipucu veriyor bize. Gayet tok gözlü, adil, hırslarından arınmış bir izlenim sunan Finliler, refaha ulaşmanın tek yolunun vahşi kapitalizm olmadığını ispatlamışlar. Kimsenin acelesi yok, fast food terimine bile gıcıklar.

    Helsinki_6

    Fast food deme bana, bozuşuruz!

    Dünyayı rahatça, adilce yaşanası bir yer olarak algıladıklarından fazla kasmıyorlar. Cep telefonu fırlatma yarışması dışında, Dünya Sauna Şampiyonası, Kar Topu turnuvaları (kurallı, hakemli) ve Dünya Zevceni Sırtında Taşıma yarışmaları düzenliyorlar. Uzun süre Finlandiya’da yaşayanlar, Finlilerin doğa aşığı, gösterişten uzak ve çağdaş etiketlerin ardına saklanmak zorunda olmayan insanlar olarak tanımlıyor.

    Helsinki_7

    Örneğin Finliler laf olsun diye yapılan küçük, yapay konuşmaları hiç sevmezmiş. Hatta, genelde konuşmayı sevmezlermiş. En bilindik Finli fıkralarından birisi şöyleymiş : İki arkadaş bara giderler, hiç konuşmadan işaretlerle içkilerini alırlar, parasını öderler, oturup içmeye başlayınca biri diğerine “şerefe” der. Aradan     20-30 dakikalık bir sessizlik geçtikten sonra, diğeri “şerefe” diyen arkadaşını azarlar : “ulan, buraya içmeye mi geldik, konuşmaya mı?”
     

    Huzur ve sükunet tüm Helsinki’de hissedilebiliyor. İşimiz gereği bir hafta boyunca Başbakanlık ve Maliye Bakanlığının olduğu binada idik, ve bütün bu süre içinde bizden başka bir veya iki ziyaretçi koridorlardaydı. Kaba bir hesapla, Finlandiya Başbakanlığına bir yılda gelen ziyaretçi sayısı, bizim Başbakalığın 15 dakikalık hasılatına eşit olmalı.

    Finliler, sosyal maskelerinden arınmış insanlar

    Çalışanlar son derece huzurlu bir ortamda, yılda en az 4-5 hafta izinleri alarak (bir lütuf gibi değil, hakları olduğu üzere) mesai yapıyorlar. Tatillerin yoğun olduğu bir dönemde binada bulunduğumuz için, ofis kapılarında aşağıdaki gibi notlar gördük :

    Helsinki_8

    Yani, balık tutmaya gittim, 4 hafta sonra geleceğim! Sefan olsun, yürü ya kulum! Bu arada, kapıdaki sinyalizasyon sistemini de anlatayım; bir çalışan ziyaret etmek istediğinizde, 4 renkli kareden beyaz olanına basıyorsunuz. Eğer görevli sizinle görüşmek istemiyorsa kırmızı ışığı yakıyor. Müsaitse yeşil ışığı, “biraz bekle, az sonra görüşeceğiz” demek istiyorsa da turuncuyu.

    Devlet dairelerinde ve tüm kamu hizmetlerinde şeffaflık doruk noktasına çıkmış. Tatil demişken, tüm üst düzey kamu görevlilerinin hangi tarihlerde izinli olacağı bile halka duyuruluyor. İşe alma, terfi gibi işlemler ürkütücü derecede şeffaf; kamuya bir Müsteşar (en yüksek düzey görevli) alınacaksa bile gazetelerin İK sayfalarına ilan veriliyor:

    “Maliye Bakanlığı müsteşarı olarak çalıştırılmak üzere, askerliğini yapmış, konusunda en az 5 yıl tecrübeli, B sınıfı ehliyet sahibi, seyahate engeli bulunmayan eleman aranıyor” İlanı takiben, iş için başvuran adayların özgeçmişleri, nitelikleri ve aralarından hangisinin atandığı kamuoyuna duyuruluyor.

    Sosyal adalet konusunun da ibretlik örneklerini veriyor Finliler. Örneğin, trafik cezaları kişinin gelir seviyesine göre kesiliyor. Kırmızı ışıkta geçen bir gariban Finli 60 öğro ceza öderken, aynı haltı yiyen çok zengin bir Finli’ye 24,000 öğro ceza kesilmiş. Yani, cezalar herkesin canını eşit derecede yakıyor.

    Helsinki_9

    Bu kuralcılıkları gündelik hayatta da kendini gösteriyor. Örneğin, içki tüketimi ve satışı son derece kontrollü. Almanya – İspanya maçının oynanacağı gece otele dönerken bir markete uğrayıp torbaya iki tane bira, biraz cips atayım dedim. Saat 21:05. Kasiyer biraları görünce zıpladı; saat dokuzdan sonra alkol satamazmış! “Yahu, dışarıda barlarda millet lıkır lıkır götürüyor” dedim; o zaman gidip barda içseymişim. Millet soğuk kış günleri marketten zulalanıp, soğuk havada dışarıda içmesin, sızıp ölmesin diye böyle yaparlarmış.

    Finlilerin belirleyici özelliklerinden birisi olarak da hoşgörü gösteriliyor. Hoşgörülerini test edecek kadar ülkede kalmadım, ama güzel bir binanın cephesini fotoğraflamaya çalışırken, bir arabanın sırf benim kadrajıma girmemek için trafikte durup beklediğine şahit oldum. Önyargıları olmadığı söylenen Finliler, herkesin derdini tarafsızca dinlermiş. Fazla kozmopilt olmamasına rağmen, belki de öyle olduğu için, her inanış Finlandiya’da kendine bir yer bulmuş (en azından öldükten sonra) :

    Helsinki_10

    Helsinki turizm ofisi ise verdiği reklamlarla “eşcinsel dostu” bir kent olmakla gurur duyuyor! Olsun tabii

    ki, eşcinsel olmayanlara düşman olmadıktan sonra!

    Finlilerin rahat, sessiz, aceleye yer vermeyen kişilikleri Helsinki’ye de yansımış. Şehir, toplu taşım araçları kullanmadan gezilecek kadar rahat, küçük ve derli toplu. En fazla kaldığınız otelden bir bisiklet ödünç alıp pedala yüklenebilirsiniz ve bir gün içinde tüm şehri görebilirsiniz. Şehrin kalbi, Senato meydanı.

    Meydandaki Beyaz Kilise, Başbakanlık binası, Helsinki Üniversitesi kütüphanesini gördükten sonra, mecburiyet caddesi diyebileceğimiz Aleksanterinkatu Caddesine yönelin. Mağazalar, butikler, restoran ve cafelerin dizildiği, pek de uzun olmayan bu caddede tramvaylar tarafından ezilmezseniz, liman yönünde bir paraleline geçin.
     

    Helsinki_11

    Burada, Esplanade parkının iki yanı boyunca uzanan, upuzun isimlerini yazamayacağım iki cadde var. Caddelerde Marimekko ve Iittala başta olmak üzere, Fin tasarım dünyasının önemli mağazaları bulunmakta. Kafeler iki caddenin ortasındaki parka bakıyor. Yaz aylarında banklarda yer bulmak çok zor, yer bulursanız da etrafınızı kuşatmış sapsarışın ırktan gözünüzü alıp kalkmanız çok zor.

    Helsinki_13
    Helsinki_12

    1800’lerde elit, yani beyaz Finlilerin (zaten adamlarınhepsi beyaz!) şıkır şıkır piyasa yaptığı bu parkta, 1. dünya savaşının yokluk yıllarında patates, lahana vs. yetiştirilmiş. Şimdi çiçeklerle bezeli parkın doğu ucu pazar meydanına açılıyor :

    Helsinki_14

    Pazar meydanı, Helsinki limanının cıvıltısı. Kendinizi Eminönünde hissettirebilecek bu meydanda haftanın her günü pazar kuruluyor ve sebze meyveden kurt postu şapkalara, hediyelik eşyadan geyik derisine kadar her şey bulunabiliyor.

    Benim ilgincime giden, çilek, böğürtlen benzeri meyvelerin kilo ile değil, litre ile satılıyor olması idi:

    Helsinki_16
    Helsinki_15

    Helsinki'nin pazarı da, pazarcıları da ülkemizden farklı!

    Bu arada, sonu “berry” ile biten her türlü meyveden yapılan reçeller olağanüstü. Helsinki’den eşe dosta ne getirelim diye sorarsanız, buzdolabı mıknatısı yerine reçel alın derim. Pazar meydanında yer alan eski Pazar binası da her türlü ekzotik yiyecek içeceği bulabileceğiniz çok güzel bir tuğla bina :

    Helsinki_17
    Helsinki_18

    Pazar meydanındaki kalabalığın bir sebebi de, limana sürekli girip çıkan devasa yolcu gemileri. Stockholm ve Tallinn’e (Estonya’nın başkenti) Kızılay minibüsü gibi işleyen bu gemiler pazar meydanına sürekli bir hareket katıyor.

    Helsinki_19

    Daha büyük gemilerin yanaşabilmesi için limanda bir inşaat faaliyeti

    Helsinki_20

    Stockholm'e bir ikiii....

    Stockholm için genelde gece yolculuğu yapılırken (akşam lüks feribota binip ertesi gün iniyorsunuz) Tallinn Helsinki’nin burnunun dibinde. Helsinkililer bazen ev alışverişi için bile Tallinn’e gidiyorlarmış. O kadar uzaklaşmak istemiyorsanız, limandan 1-2 saatlik tekne turlarına da katılabilirsiniz.

    Stockholm feribot terminalinin az aşağısı Kaivopuisto parkı. Telafuzu zor olsa da kendisi çok güzel, huzur verici bir park. Aşağıda ağaçların arasından görülen suomenlinna adası, Helsinki ziyaretinde mutlaka görülmesi gereken bir yer ve ayrı bir yazı konusu.

    Helsinki_21

    Park, Helsinki’nin kurulduğu yarımadanın ucunda yer alıyor ve yarımadanın bu bölgesi şehrin en prestijli bölgelerinden. Büyükelçiliklerin, rezidansların, görkemli villaların bulunduğu bölgeye mutlak huzur hakim.

    Helsinki_22

    Şehir merkezine dönecek olursanız, birçok Avrupa şehrinde olduğu gibi istasyon meydanı civarını es geçmeyin. Pazar meydanından sonra en hareketli ve bereketli bölge olan istasyon civarı, şehrin giriş kapısı. Hem de ne kapı; dört yağız delikanlı heykelinin girişinde bekçilik ettiği, 1920’lerde yapılan istasyon, Helsinki’nin en görkemli mimari yapılarından. Hele ki 1 milyon nüfuslu şehrin istasyonunda 20’den fazla paralel tren hattı görünce ağlayasım geldi.

    Helsinki_23 Helsinki_24

    Ama ağlamadım, çıkıp meydanda dolanmaya devam ettim. Dikkat ettiyseniz, çok uzun süredir aralıksız gezdiriyorum sizi, çünkü hava bir türlü kararmıyor! Aşağıda, istasyon saat kulesine dikkatle bakıyoruz, ve saat : 12:20, hava ancak parliament gece mavisi!

    Helsinki_25

    Tabii Helsinki’nin gözüme bu kadar güzel görünmesinin sebebi, temmuz başları gibi nefis bir zamanda gelmiş olmam. Gece 11:30 civarına kadar aydınlık. İbadetini aksatmak istemeyenler, gece yarısı yatsı namazından sonra az daha beklerlerse, aynı abdestle sabahı da eda edebilirler. Tabii aylardan ramazan ise, iftar ve sahur arasındaki çok kısa süre işleri zorlaştırabilir.

    Helsinki_26

    Pazar meydanı ve limana bir de gece uğramakta fayda var. Bu mevsimde görebileceğiniz en çok gece de bu kadar zaten.

    Helsinki_27
    Helsinki_28

    Ertesi sabah kimse uyanmadan otelinizin lobisinden bisikleti kapın ve bu sefer de istasyondan kuzeye doğru (limanın aksi yönü) pedallayın. Az yukarıda Töölünlahti ile Kaisaniemenlahti gölleri civarına geleceksiniz. Boşuna isimlerini söylemeye çalışmayın, diliniz düğümlenir. Sadece çevrelerinde dolaşın, koşu ve yürüyüş yapan sarışınların arasına karışın, göl fıskiyesinden fışkıran sularda hipnotize olun.

    Helsinki_29

    Göl suları demişken, Finlandiya dünya üzerinden en temiz su kaynaklarına sahip ülke. Helsinki’nin tüm suyu yakınlardaki göllerden, nehirlerden geliyor ve bizim içtiğimiz şişe sularından daha temiz. Helsinki’de pet şişe suya para vermek en büyük enayilik; musluktan akan suyun üzerine su bulamazsınız. Hatta bir ara Helsinki şehir suyu şişelenerek S. Arabistan’a satılmış.

    Helsinki_30

    Tatlı suyu kadar, tuzlu suyu da temiz. Helsinki'nin içinde plaja rastlamak şaşırttı beni. Plajdan az yukarı gidip Sibelius anıtını görmek de vaciptir

    Töölön vesaire gölünün etrafından, eski limanı (ve yeni marinaları) takip ederek pazar meydanına dönebilirsiniz. Yolda, Helsinki’nin tarihi şehir merkezi dışında yeni gelişen moderen yerleşim yerlerini de göreceksiniz, ama manzara insanın üzerine gelecek kadar korkunç değil.

    Helsinki_31
    Helsinki_32

    Şehrin klasik mimarisi ise, birçok Avrupa şehrinden farklı değil. Ya da biraz farklı, çünkü özellikle Rusların elinin değdiği yerler kendini göstermiş. Şehir 19. yüzyılda pıtrak gibi geliştiğinden, dönemin Art Nouveau akımları Helsinki’nin stilini belirlemiş.

    Helsinki_33 Helsinki_34

    Tabii bütün bu okuduklarınız yaz Helsinkisi için geçerli. Yani, beyaz geceler için. Batmayan güneş için. Bilenler, “bir de kışını gör bakalım” diyorlar. Deniz bile donuyor, yolcu gemileri limandan ancak buz kırıcıların eşliğinde çıkıyormuş :

    Helsinki_35

    Buz kırıcılar, heyecanla denizin donmasını bekliyorlar

    Yine de yazının başındaki gözlemimi tekrarlarım; yaz da olsa, kış da olsa, uygar memleket yahu!