YazarGezer.com

[Anasayfa] [Afrika] [Tanzanya] [Kilimanjaro]
  • Kilimanjaro

    Kilimanjaro Şarkısı

    Dr. Cüneyt BAŞBUĞU  (yazarımızı tanıyalım)

     

    Arusha

    Pervaneli, küçük bir uçakla Nairobi’den, Arusha’ya doğru uçuyoruz. Bir süre sonra, pilotumuz, sol pencerelerden Kilimanjaro’nun gözükeceğini söylüyor. Şanslıyız, sol koltuklarda oturuyoruz, hava açık. Bir süre sonra, dağın batısından geçerek, güneye devam ediyoruz. Zirvede fotoğraf çektirmeyi planlarken, ilk çektiğimiz fotoğraflar, zirvenin fotoğrafları oluyor. Dağda son kalan buzul kitlesinin yanında, zirve belli belirsiz seçiliyor.Uhuru  yolculuğumuz bir gün sonra başlayacak. Swahili dilinde Uhuru, özgürlük anlamına geliyor. Kilimanjaro’nun en yüksek tepesinin adı.

    Kilimanjaro1

    Arusha, Afrika kıtasında ilk gördüğümüz kent. Daha önce gördüğümüz kuzey Afrika kentlerine pek benzediği söylenemez.  Otele yerleşir yerleşmez kendimizi sokağa atıyoruz. Kaotik bir kent, trafik inanılmaz kötü. İki turist, sokaklarda dolaşmamız olanaklı değil, sayısız insan yolumuzu keserek bir şeyler satmaya çalışıyor ya da bir şeyler satan dükkânlara götürmeye çalışıyor.  Elimdeki kitaplara baktığımda, Arusha’nın bu açıdan çok kötü bir üne sahip olduğunu görüyorum.  Zaten daha sonra, kendimizi ödüllendirmek için atacağımız Zanzibar Adasında benzer davranışlar görmeyeceğiz.

    Bize eşlik edecek olan rehberimiz adı İdris, öğleden sonra geliyor yanımıza. Tırmanışla ilgili çok fazla bilgi verildi ama yine de son notları aktarıyor ve uyarıları yapıyor. Altını özellikle çizdiği nokta, yükseklik hastalığına karşı uyanık olmamız. Hekim olduğumuzu söylememize rağmen, hastalığın belirtilerini tek tek sayıyor.  Kendimizde farklılığını hissettiğimiz hiçbir duyguyu ya da ağrıyı atlamamamız gerektiğinin altını çiziyor. Başına gelen bir iki olayı anlattığında işin ciddiyetini daha iyi kavrıyoruz. Zaten belirtileri hafifletici özelliği olan asetazelomidi almaya başlamıştık.

    Marangu

    Garip bir Afrika yolculuğu yapıyoruz. Ekvatorun hemen altında bulunan Tanzanya’ya gelirken, bagajımızın çoğu kışlık giysiler, kayak malzemeleri dolu. Otelin emanet odasına küçücük bir paket bırakıp, Marangu kapısının yolunu tutuyoruz. Zirveye yapılan tırmanışlar birkaç değişik rota üzerinden yapılıyor.  Bizim seçtiğimiz rota, Marangu rotası, altı günlük bir programı içeriyor. Bu rotada başarı, yani zirveye ulaşma olasılığı %66, yani 3 kişiden biri başarısız oluyor.

    Bize eşlik edecek ekibi görünce şaşırıyoruz. İdris’le bir gün önce tanışmıştık. Onun yanında bir ahçı, bir yardımcı ve 5 hamal var. Çıkış için son hazırlıkları yapıyorlar. Günlük sırt çantalarımız hariç her şeyi hamallar taşıyacak son kalacağımız noktaya kadar. Ulusal park sınırları içinde ateş yakmak yasak olduğundan, taşınan eşyalar arasında bütan gazı tüpleri de var.  Üzerine 6 günlük yiyecek malzemesi, kap-kaçak, temizlik malzemesi, kalın giysiler, battaniyeler.

    İşlemler bitip, yürüyüşe başladıktan 4 saat sonra, ilk konaklayacağımız Mandara kulübelerinin olduğu alana varıyoruz. Başlangıç noktamız denizden 1800 metre kadar yüksekteydi, Mandara ise 2720 metre yüksekte. Bir yağmur ormanının içinden yürüyoruz ve yolun son 2 saati tropikal bir yağmur altında devam ediyor. Yağmura karşı hazırlıklı olmamıza rağmen, her şeyimiz, özellikle yürüyüş botlarımız sırılsıklam oluyor.

    Kalacağımız kulübeye girdiğimizde, bize ait çantalar çoktan getirilmişti. Hamallar hızlı yürüyorlar, sırtlarındaki yüke rağmen. Çevre köylerin geçim kaynaklarından biri olduğundan, insan gücü dışında başka taşıma yöntemlerinin geliştirilmesine izin verilmiyor. 

    Kilimanjaro2

    Üzerimizdeki her şeyi değiştirdik. İstanbul’dan ne olur ne olmaz diye getirdiğimiz tuvalet kâğıtlarını ayakkabılarımızın içine tıktık. Yedek giysimiz vardı ama yedek ayakkabımız yoktu ve ertesi sabah tırmanışa bu ayakkabılarla devam edecektik. Tozlukları ve yağmurlukları erken giymemenin zararı olmuştu.  Geceyle birlikte hava soğumaya başladı ve tam o sırada Chili kapıyı çalarak çay servisinin hazır olduğunu söyledi. Yüksekte zararlı olacağından, kahve alışkanlığımı bırakıp ben de çay içecektim.  Çayın yanında bir tepsi patlamış mısır vardı. Beklenmeyen yağmur, beklenmeyen patlamış mısır.

    Mandara

    İdris, dağda yemeklerin daha çok karbonhidrat ağırlıklı olması gerektiğini söylüyordu. Akşam yemeğinde sıcak sebze çorbasının yanında patates sote, biftek ve avokado vardı.  Bu noktadan itibaren, şişelere doldurduğumuz suları, yanımızdaki klorür tabletleriyle işlemden geçirerek içmeye başladık. Yükseklik hastalığıyla mücadele etmek için hidrasyon zorunluydu, günde en az 3 litre sıvı almak gerekiyordu. Tek sorunu aldığımız asetazolamidin idrar söktürücü etkisi oluşturdu. Kaldığımız kulübenin uzağında olan tuvaletlere gitmek için geceleri sıcacık uyku tulumundan çıkmak zaman zaman bir eziyet olabiliyordu.
    Sabah kahvaltıda british bir sürpriz bizi bekliyordu. Menüde, pek kahvaltıda yemeğe alışkın olmadığımız portridge denilen yulaf bulamacı vardı. Yanında da fıstık ezmesi ve kızarmış ekmek. Enerji almamız gerekirken nazlanma lüksümüz olamazdı, sunulanı bir güzel yedik.

    İdris de, tanıyacağım diğer Afrikalılar gibi futbol hastası.  Kahvaltıda, bir gece öncenin İngiliz ve İspanyol ligi futbol maç sonuçlarını söylüyor bana. Türk futbolu hakkında bile epeyi bildiği var. Gezi boyunca, her sabah maç sonuçlarını aldım İdris’ten.
    Bu gün hedefimiz, 3720 metre yükseklikteki Horombo Kulübeleri.  Altı saatlik bir yürüyüş sonunda ulaşıyoruz hedefimize. Yağmur yok, açık bir havada yürüyoruz. Başlangıçtan bir saat sonra, yağmur ormanı yerini, bodur çam ağaçlarının ve maki benzeri çalıların oluşturduğu bir bitki örtüsüne bırakıyor. Dördüncü saatin sonunda, ağaç kalmıyor, sadece küçük çalılar ve Kilimanjaro’ya özgü senecio kilimanjari ve impatience kilimanjari adlı bitkiler kalıyor çevrede.

    Kilimanjaro3

    Horombo

    Dağda hava tahmini yapmak olanaklı değil. Çok az bir yol kala, yoğun bir sisin içine giriyoruz.  Sisin ardından, belli belirsiz Horombo kulübeleri gözüküyor. Bu sırada yanımızdan, hamalların, bir sedyeyi koşturarak aşağıya doğru indirdiğini görüyoruz. Yükseklik hastalığının oluşan bulgularının tek tedavisi, hastayı çok çabuk aşağıya, bulguların kaybolacağı yüksekliklere indirmek.
    Altı saatlik bir yürüyüş sonunda, 3720 metre yüksekteyiz. Yürüyüş hızımız çok az. Aklimatizasyon için, çok yavaş yükseliyoruz. Öğle yemeğimizi yolda, bir piknik alanında yedik. Etrafta, beyaz kurdeleli kuzgunlar uçuyordu.

    Kilimanjaro4

    Horombo, oldukça kalabalık bir yer. Çok farklı dillerin konuşulduğuna tanık oluyoruz. Hem zirveye çıkanlar, hem de bir gece önce zirve yürüyüşü yapmış olanlar burada konaklıyor. Hareketlerimizde, yükseklik dolayısıyla oluşan bir zorluk gözlüyoruz. Biz, aklimatizasyonumuza yararlı olması için bir gece daha fazla kalacağız burada. Ne de olsa, doğrudan zirveyi hedefleyecek kadar genç değiliz.
    Bu arada 2 Türk kızıyla karşılaşıyoruz. Bir gece önce zirve yapmışlar, aşağıya iniyorlar. İki gün sonra Uganda’ya geçeceklerini söylüyorlar.  Böyle gençlerle karşılaşmaktan mutluluk duyuyorum.

    Artık gecenin de gündüzün de soğuk olduğu bir yerdeyiz. Kışlıklarımızı yavaş yavaş çıkartıyoruz. Dışarıda dolaşmanın olanağı yok. Yemek sonrası hemen atıyoruz kendimizi,  eksi 15 derece  için dizayn edilmiş uyku tulumlarımızın içine. Ertesi gün, aklimatizasyon için ayırdığımız gün. Yataktan çıkmak için acelemiz yok.
    Sabah, kahvaltı sonrasında, 4200 metre yükseklikteki Zebra Kayalıklarına kadar tırmanıyor ve tekrar aşağıya, Horombo’ya iniyoruz.

    Soluk almamız biraz daha doğallaştı gibi ama yine de güç isteyen bir hareket sonrasında tıkandığımı hissediyorum. Özellikle eğilip ayakkabımı ya da tozluklarımı bağlamak inanılmaz zor geliyor. Gece soğuktan dolayı, saat daha 20.00 olmadan yatıyoruz. Ayrıca, bir gün sonra için dinlenmeye  gereksinmemiz var. Enerjiyi, akşam yemeğinde yediğimiz balkabağı çorbası, balkabağı mücveri ve patates püresinden aldık.
    Yatmadan önce, yarınki yürüyüş için çantamızı hazırlıyoruz. Yükseğe ve beklenmedik doğa

    Kilimanjaro5

    olaylarına karşı her şey olmalı çantamızda. Ayrıca burası son su noktası.  Şişelerimiz doldurup, klorluyoruz.

    Kibo

    Sabahın ilk güneşiyle, kulübe dışına çıktığımda her yerin donmuş olduğunu gördüm. Odadaki su şişesi bile donmaya başlamıştı.  İyi bir kahvaltı yapıp, yola çıktık. Önümüzde 10 kilometrelik bir yol vardı, 3720 metreden, 4750 metreye yükselecektik.
    Bir süre sonra, çalılar da kayboldu ortadan. Taş-toz ağırlıklı bir çölün, bir Alplere özgü çölün içinden yürümeye başladık.  Bir tarafta Uhuru, bir tarafta Mwenzi, Kilimanjaro’nun en yüksek iki tepesi arasındaki düzlükte yürüyoruk.  İki tepe arasındaki sırtta bir bölgeydi yürüdüğümüz bölge. Rüzgar çok sert esiyordu. Tepedeki güneşe rağmen, çantamızda varolan her şeyi giydik üzerimize.

    Kilimanjaro6

    Altıncı saatin sonunda ulaştık Kibo’ya. Ranzalardan oluşan geniş 3 yatakhanenin oluşturduğu tek  bir bina vardı kalacak. Çadırlarda kalanlar da vardı.  Kendimizi hemen ranzalarımıza attık. Önümüzde zor geçmeye aday bir gece vardı.
    Akşam yemeğini her zamankinden erken yiyoruz. Menüde spagetti var, her halde amaç, tok karınla uyumamızı sağlamak. Yine de heyecandan, ilk uykuyu yakalamakta geç kalıyorum. Uyku arası uyanıp, saatime baktığımda, saatin 20.15 olduğunu görüp seviniyorum.

     

    Saat tam 23.00’de kapı çalıyor ve güneş enerjisiyle çalışan lambaların soluk ışığı kaldığımız odayı aydınlatıyor. Chili, elinde çay termosu ve bir kutu bisküit  odaya giriyor. Tırmanış öncesi fazla yemek zararlıdır diyor. Bir taraftan giyiniyor, bir taraftan çayımızı içiyoruz. Bir taraftan da çantalarımızı hazırlamamız gerek. Mehtap var ama yine de kafa lambalarımızın son kontrollerini yapmak gerek. Sularımızı, yün kaplarına sarıp çantamıza yerleştiriyoruz. Zirvede eksi 25 olacak. Hiçbir şeyi unutmamamız gerekiyor.

    İdris, tam 23.45’de geliyor. Chili de eşlik edecek bize. Daha sonradan, çıkan sayısı kadar eşlik eden olmasının zorunluluk olduğunu öğreneceğiz. Çıkanlardan biri vazgeçerse, diğerinin devam edebilmesi için gerekli bu.

    Uhuru

    Gece yarısı olmadan başlıyoruz yürüyüşe. Çok yavaş bir hızda, çok yavaş adımlarla. Bize ilk geldiğimiz gün öğretmişlerdi “pole pole” demeyi Swahili dilinde. “Yavaş yavaş” anlamına geliyor. Mehtap, yürüyüşümüze destek oluyor. Alın lambalarımızı kullanmamıza gerek kalmıyor.

    Kilimanjaro7

    Dört saat boyunca dağın yamacında zig zag çiziyoruz. Sağa ve sola her döndüğümüzde, bir metre yükselmiş oluyoruz. 4750 metreden başladık, hedefimiz 5895 metre. İlk su molasında, sırtçantamda, yün giysilere sarmış olduğum su şişesinin donmaya başlamış olduğunu görüyorum. İçmek  zor geliyor. Oysa yapmamız gereken birincil işlerden biri su gereksinmemizin mutlaka karşılanması. İmdadımıza Chili yetişiyor, termosundan sıcak çay servisi yapıyor bize.

    Kilimanjaro8

    Arada soluğumun kesildiğini ya da hızlandığını hissediyorum. Dağcılara saygım daha da artıyor o anlarda. Soluğumu tekrar toparlayıncaya kadar bekliyorum. Işın da, sıkıntısız sürdürüyor tırmanışını. Soluk harcamamak için fazla konuşmuyoruz arada.  Tırmandığımız bölgede en azından rüzgar yok. Gece tırmanılmasının nedeninin hava koşullarının daha iyi olmasından dolayı olduğunu öğreneceğiz daha sonra.
    Tırmanmaya başladıktan 4 saat sonra Gilman Noktasına ulaşıyoruz. Buradan sonra vazgeçme oranı oldukça düşüyor. Termosta kalan son çayı, şişemdeki yarı buz suyla karıştırıp içiyorum. Uzakta, başka tırmananların alın lambaları, gölgeleri görünüyor. Buradan sonraki yol, inişli çıkışlı,

    arada  buz bir zemin üzerinde devam eden bir patika. Mwenzi Tepesine doğru, erimiş olan buzulun bıraktığı boşluk seçiliyor.

    Stella Noktasına vardığımızda, her iki rehber de bizi sarılarak kutladılar.  Artık, bu işi kesinlikle yapacağımıza inandıklarını gösteriyorlardı. Işın da, ben de artık yüzde 66’nın içine gireceğimize inanmıştık. Stella Noktasını geçip, Uhuru Zirvesine yönlendiğimiz anda, doğuda ufuk kızarmaya başlamıştı. Saat 05.30’a geliyordu. Mehtabın aydınlığına, günün ilk ışıkları eklemeler yapıyordu. Dikkatimi, doğan güneşin renklerinin vurmasıyla muhteşem bir görüntü sergileyen buzul çekti. Görüntü tam anlamıyla müthişdi. Yorgunluğumun azaldığını, soğuğun artık beni rahatsız etmediğini sandım bir ara.

    Kilimanjaro9

    06.05’de ulaştık Uhuru Noktasına. Artık, Afrika kıtasının en yüksek noktasında, Kilimanjaro Dağının zirvesinde, deniz seviyesinden 5895 metre yüksekteydik. İlk sürprizi bana fotoğraf makinem, daha doğrusu pilleri yaptı. Soğuktan dolayı tükeniverdiler birden. Neyse ki, güneşin ilk ışıklarını çekebilmiştim. Işın’ın makinesi ise çalışmaya devam ediyordu hala.

    Kilimanjaro10
    Kilimanjaro11

    Dört bir yöne baktığımı hatırlıyorum o heyecanın arasında. Şiddetli bir rüzgâr vardı, orada daha fazla zaman geçirmek olanaklı değildi. İdris, bir an önce dönüşe geçmemiz gerektiğini söyledi. Bu sırada hava tamamen aydınlanmıştı. Gün ışığında başladık dönüş yürüyüşüne. Bana dönüş yolu daha yorucu geldi. Belki, yorgunluğun getirdiği bir duygu, belki, o ana kadar, 5 gündür hep yukarıya doğru yürümekten dolayı, ayaklarımızı kullanmaktan gelen zorluktan kaynaklanıyordu.

    KIBO Kulübelerinin olduğu bölgeye döndüğümüzde, ayaklarımız artık bizi taşımayacak haldeydi. Uzun bir dinlenmeyi hak ettiğimiz düşünüyordum ama İdris bizimle aynı düşüncede değildi. Bize, ayaklarımızı dinlendirmek, ısınmak için bir saat süre verdi. Zirve yürüyüşünden sonra uzun uyumanın yararının olmayacağını söylüyordu. Ben, bize verilen süreyi, uyku tulumumun içinde ısınmaya çalışarak geçirdim.
    İdris, dediğini yaptı, bizi bir saat sonra ayağa dikti. Önümüzde, Horombo’ya kadar uzun bir yol olduğundan, sadece sebze haşlamasından oluşan bir yemek hazırlamıştı aşçımız. Altı saatte tırmandığımız yolu, dört saatte geriye yürüdük. Başarmış olmanın keyfi, kas ağrılarımızı duymamızı engelliyordu. Soğuk filan demeden, kendimi bir an önce uyku tulumumun içine atmayı istiyordu canım. Işın’ın da aynı şeyi istediğine emindim.

    Kilimanjaro12

    Horombo’da, başarılı olanlara, ekibin üyeleri, bir taraftan dans ederek  bir Kilimanjaro şarkısı söylüyorlar kutlama amacıyla. Yarın sabah sıra bize gelecek. Geriye dönüşten önce, hep beraber şarkımızı söyleyeceğiz. Kısa bir düş gibi geçmişti bu altı gün. Bir gün sonra, tekrar yağmur ormanlarına ulaşacak ve başladığımız noktaya dönecektik. Kilimanjaro şarkısı, belki yıllarca tınlayacaktı kulaklarımızda.
    “Jambo,
    “Jambo buena,
    Habari gani?
    Nzuri sana….”

    Kilimanjaro13