YazarGezer.com

[Anasayfa] [Asya] [Tayland - Kamboçya - Vietnam] [Tayland]
  • Bisiklet Gezisi

    TAYLAND - BANGKOK’tan SAIGON’a (1. Bölüm)

    Dr. Cüneyt BAŞBUĞU  (yazarımızı tanıyalım)

    UZAKDOGU
    BangkokSaigon_yollarda

    Tayland

    Yola çıkma tarihimiz yaklaştıkça, Tayland Dışişleri Bakanlığının, son seller sonrası oluşturduğu, özellikle ülkeye ziyarete gelecek turistler için hazırlanmış “Selde Son Durum” sitesine her gün bakar olduk. Katılmayı planladığımız bisiklet gezisi, Bangkok yakınlarındaki Khao Yai Ulusal Parkından başlayacaktı. Tayland’ın birçok bölgesi gibi, bu yıl oldukça fazla ve uzun süren muson yağmurlarının oluşturduğu sellerden nasibini alan bir bölgeydi.

    BangkokSaigon _biz

    Neyse, sonunda beklediğimiz açıklamalar yapıldı. Tayland içinde kat edeceğimiz bölgede, sel çekilmişti ve bisiklet maceramızı engellemeyecekti. Bu sefer , Tayland-Kamboçya ve Vietnam’da, toplam 600 kilometresini bisiklet sırtında yapacağımız bir yol çizmiştik kendimize. Daha doğrusu, bu tür maceraları planlamakta uzmanlaşmış,dünyanın değişik bölgelerinde bisiklet gezileri planlayan, Exodus adlı bir kuruluşun programına katılacaktık.

    İşin en zor kısmı, 230 cm uzunluğunda, 19 kilo ağırlığında tandem bisikletimizi beraber götürebilmek için paketlemekti. Bisikletimiz için de bilet almıştık. Havaalanına transfer umduğumuzdan kolay oldu. Arabanın koltuklarını yatırdığımızda, zaten gidonlarını çıkartmış olduğumuz tandem, biraz itekleyerek de olsa sığdı. Ön tekeri  hariç, her tarafını ambalaj naylonuyla sarıp sarmalamıştık. Dönüşte yapacağımız paketleme işlemi için de yeterli miktarda naylon koyduk yanımıza. Öyleki, bavulum geziye gidiş bavulundan daha çok geziden dönüş bavulu gibi şişkindi. 3 Aralık gecesi, bisikletimiz ve biz, İstanbul-Bangkok uçağında tropikal bir maceraya doğru yol alıyorduk.

    Khao Yai

    Sekiz buçuk saatlik bir yolculuk sonrası, Bangkok’a indik. Bangkok’a yaklaşırken, yaşanılan sel felaketinin izleri görünüyordu uçaktan. Sular tam anlamıyla çekilmemişti.  Su altında tarlalar, köyler görünüyordu.

    Geziyi beraber yapacağımız grubun uçağı, bizden yarım saat sonra indi havaalanına. Benim bisikleti bulup, dışarıya çıkartmam çok zaman aldığından, havaalanından dışarıya çıktığımda herkesi, beni bekler gördüm. Neyse ki, ne olur ne olmaz diye Işın, daha öncesinden çıkmıştı dışarıya.

    Diğer bisikletlilerin çoğu İngiltere’den geliyordu. Üç saatlik bir otobüs yolculuğu sonrası ulaştık Khao Yai Ulusal Parkına. Otelimiz çok hoş bir alanda kurulmuş, daha çok alternatif turizm meraklısı turist gruplarına hizmet etmek için planlanmış bir oteldi. Çevrede yürüyüş parkurları, bisiklet yolları, florasıyla ilgi çeken ormanlık alanlar vardı. Uzun bir uçak yolculuğu sonrası yaptığımız 3 saatlik karayolu yolculuğu, oldukça hırpalamıştı bizi. Kendimi havuza atıp, peşinden yatıp dinlenmeyi planlarken, bize tüm yolculuk boyunca rehberlik edecek olan Wasan, iki saat sonra, “donanımlarımızı denemek için” 20 kilometrelik bir parkurda alıştırma yapacağımızı söyledi. Havuza girip, dinlenmek başka zamana kaldı zira önce bisikletimizi tekrar eski haline getirmem gerekiyordu.

    Yolda ilk dikkatimi çeken, izleyenlerin tandeme gösterdiği ilgi oldu. Daha sonra sorduğumda, bu yollarda tandem bisikletin pek olmadığını söylediler. Budist tapınakların çok olduğu bir güzergâhta 20 kilometre yol yaptık.  Ben, tapınakların yoğun olduğu bir bölgede olduğunu düşünürken, ertesi gün düşüncemi değiştirecektim. Tayland’da yaklaşık  200 bin budist tapınağı var ve her yolda birkaç tanesi önümüze çıkıyor. Rengârenk, hoş görünümlü, dingin tapınaklar.

    BangkokSaigon_1

    Tayland'daki tapınaklardan biri

    Sadece yirmi kilometre yol yaptık ama İlk gün için inanılmaz yorulmuştuk. Saat ve iklim farkı da etkiliyordu. Kışın ortasında uçağa binmiş, tropikal bir sıcağın içinde dışarı çıkmıştık. Bisikletin montajı, mola vermeden yapılan 20 kilometrelik yol da yorgunluğumuza katkıda bulunmuştu. Akşam yemeğinde, daha meyve faslına gelmeden düştü kafamız. Kendimizi yatağa zor attık. Ertesi gün uzun bir maceraya başlayacaktık ama daha öncesinde 5 saat daha fazla doğuda olmaya uyum sağlamanın yollarını bulmamız gerekiyordu.

    Tayland'da tarlalar

    Tayland'da tarlalar

    Kabinburi

    Bir gece önce, Wasan, “tekerlekler saat 08.30’da döner” demişti. Gerçekten de döndü. Sıcağın daha sabahın ilk saatlerinden itibaren hissedildiği tropikal bir gün içinde 90 kilometre yol yapacaktık. Yolda, en büyük gereksinmemiz olan su şişelerini doldurduk. Her molada şişelerimizi tekrar dolduracaktık.

    Şansımıza bugün Tayland Kralı Bhumibol Adulyadej’in doğum günü. Geçtiğimiz bütün yollarda, kavşaklarda, köylerde kraliyet ve ülke bayrakları asılmış. Her köşe başında kralın, etrafı çiçeklerle süslenmiş portreleri var. Kavşak noktalarında oluşturulan taklarda, kralın devasa boyda fotoları var. Yol boyu tüm tapınaklarda özel kutlamalar yapılıyor.

    Tayland Kralinin dogum günü kutlamalari

    Tayland Kralının doğum günü kutlamaları

    Önce, fazla trafiğin olmadığı asfalt ara yollarda sürüyoruz bisikletleri. Araç trafiğin, Türkiye’ye göre tersten olmasının getirdiği birkaç karışıklığı kısa zamanda aşıyoruz. Özellikle karşıdan karşıya geçerken dikkat etmemiz gerekiyor. İlk molamızı, 20 kilometre sonra, bölgenin en eski tapınaklarından birinde veriyoruz. Rehberimiz, Budizm üzerine kısa bilgiler veriyor. Sayısız kez Budist ülkelere gitmiş olmama rağmen yine de ilgiyle izliyorum anlatılanları.

    Muzlarımızı yiyip, sularımızı doldurup, pedal çevirmeye başlıyoruz. Yolumuz, muz ve tapioca plantasyonları arasından geçiyor. Yolda, serdikleri geniş bezler üzerinde pirinç kurutanları görüyoruz.  On sekiz kilometre sonra, günün ikinci molasını verdiğimizde, güneş çoktan tropikal yüzünü göstermişti. Kraliyet bayraklarıyla bezenmiş bir kavşakta, sıvı stoklarımız yapmaya çalışırken, pek oralılara benzemeyen bir motosikletli ile tanışıyoruz. Yanında küçük kızı da var. İsveçli olduğunu öğreniyoruz, evlendiği Taylandlı kadının köyüne yerleşmiş, oralılar gibi çalışıyor gün boyu.

    BangkokSaigon_4
    BangkokSaigon_5

    Nilüferler

    Günün üçüncü etabında, hafif tırmanışlar var. Vitesi her küçülttüğümde pedal daha kolay çevriliyor ama bisikletin hızı kesiliyor. Yokuş daha dik, yol daha uzun geliyor bu durumlarda. Bir an, Phuket ya da Pattaya’ya gidip, kumsallarda yatmak varken, bu sıkıntıyı neden çektiğimizi soruyorum kendime. Bu sorunun yanıtını, geçtiğimiz yollarda tanık olduğumuz günlük yaşam ve turistik yerlerde  hiçbir zaman bulamayacağımız doğa veriyor. Yol boyu bize heyecanla el sallayan küçük çocuklar, çalıştıkları tarlalardan kafalarını kaldırıp bizi selamlayan insanlar veriyor.

    Üçüncü mola aynı zamanda öğle yemeği molası. Yol kenarı bir aile lokantasında yiyoruz yemeğimizi. Daha önce hiç tatmadığımız, bölgeye özgü tatlardan oluşan değişik bir yemek yediğimiz. Alıştığımızdan daha acı. Ekmek yok, her şeye pirinç eşlik ediyor. Yemek sonrası, sabah otelde termosuma doldurduğum kahveyi içiyorum. Kokusu çekiyor herkesi ama bu yollarda başka kahve bulmak çok zor.

    BangkokSaigon_3

    Yemek sonrası yapılacak 40 kilometre daha yol var. Daha çok tarla aralarından, toprak yollardan gidiyoruz. Rehberimiz bunun nedeninin, ana yollarda, bisiklete gitmeyi zorlaştıran yoğun araç trafiği olduğunu söylüyor. Gerçekten de, otele ulaşmak için normal yollarda gitmek zorunda kalacağımız son 5 kilometre bize bu gerçeği açık açık gösteriyor. Yollarda bir kural olduğunu söylemek çok zor.

    Saat 16.00 gibi varıyoruz Kabinburi’ye. Prachinburi bölgesinde, küçük bir yerleşim. Otelimizin olduğu sokakta bizi kralın doğum günü nedeniyle hazırlanmış geçit töreni karşılıyor. Renkli giysileri içinde çocuklar, gençler, müzik grupları eşliğinde yürüyorlar. Fotolarını çekmemiz çok hoşlarına gidiyor.

    ayland'da Kralin dogum günü yürüyüsünden

    Tayland'da Kralın doğum günü yürüyüşünden

    Tayland okul bahçesinden

    Tayland okul bahçesinden

    Her tarafım ağrıyor. Duştan sonra, hava kararmadan etrafı görebilmek için kısa bir kent turu yapıyoruz. Akşam, canlı müzik olan bir restoranda yiyoruz yemeğimizi. Hala, acının bu farklı tatlarına alışamadık. Çalan grup Taylandlılardan oluşma fakat bildiğimiz klasik İngiliz pop şarkılarını çalıyorlar gece boyu. Kralın doğum günü olması nedeniyle, alkollü içki satışı yasak. Nedenini anlamakta güçlük çekiyoruz. Yola çıkmadan adını duyduğum Singha birasını tadacaktım, sonraya kalıyor.

    Sa Keaw

    Turizme çok açık olmayan yerlerde bulunan otellerde, sabah kahvaltıları oldukça yerel kalıyor. Ekmek dışında tanıdık bir tadı bulmak zor oluyor. Buralılar, pirinç çorbasına, zencefil, acı baharatlar, taze soğan ekleyerek yapıyorlar kahvaltılarını.

    Kentin ana caddesinde çok yoğun bir trafik var. Bisikletle güne başlamak için koşullar çok uygun değil. Yirmi dakikalık bir yolu arabayla giderek başlıyoruz günün macerasına. Bu günün hedefi 70 kilometre. Daha ilk kilometrede, bir gün öncenin yorgunluğu yakalıyor ayaklarımızı.  Gökyüzünde tek bir bulut yok. Burada 3 mevsim olduğu söylüyorlar; sıcak, daha sıcak ve en sıcak. Şu an mevsimlerden sıcak olanındayız.

    İlk molamızı bir pirinç plantasyonunda veriyoruz. Dünyada, jasmin tipi pirincin en fazla üretildiği ülkelerin başında geliyor Tayland. Köylüler oraklarla keserek topluyorlar pirinci. Daha sonra, Türkçedeki adını tam olarak bilmediğim, bu bölgenin önemli tarım ürünlerinden biri olan bir tapioca tarlasına gidiyoruz. Tapioca, boyu 2 metreyi bulan, patates-havuç benzeri kökleri için üretilen bir bitki. Gıda maddesi olarak tüketiliyor, irmik benzeri bir unu var.

    Bangkok Saigon Yollarda

    Öğle yemeği öncesindeki son etabın, 8 kilometrelik bir tırmanış içerdiğini söylüyor Wasan. Oldukça zorlanıyoruz tırmanırken. Yokuşların sonu gelmiyor. Bisikleti en küçük viteslerinde kullanıyoruz, sanki tekerler dönmüyor gibi geliyor bize. Bu yollar için tandemin iyi bir seçim olmadığını düşünüyorum. Bizi ve arka selede takılı bulunan 2 sırt çantasını taşımakta zorlanıyor tandem.

    Her molada, neredeyse kişi başı bir litre su tüketiyoruz. Öğle yemeğimizi, yol üzerinde, ev-lokanta karışımı bir yerde yiyoruz. Fazla yemek gelmiyor içimizden, geri kalan yolu, bu sıcakta daha boş bir mideyle yapmak daha iyi olacak.

    Botanik ağırlıklı bir gezi oluyor bugün. Yolumuzda bir kauçuk plantasyonu var. Lastik ağacı diyorlar, “rubber tree”. Uzun, kavak benzeri bir ağaç. Otuz, otuz beş yıl ömrü olduğunu söylüyorlar. Her sabah, güneş doğmadan gövdesine yapılan kesilerden toplanan beyaz ve koyuca bir sıvı zahmetli işlemlerden geçirilerek, büyük lastik çarşafları haline getiriliyor. Daha sonra yurtdışına, ayakkabı ve araba lastiği imalatında kullanılmak üzere satıldığını ifade ediyorlar.

    Günün son 12 kilometresini, yoğun araç trafiğinin olduğu bir anayolda geçiriyoruz. Zaman zaman, trafik akışının alıştığımızın tersi olmasından, yanıldığımız oluyor ama hemen uyarıyorlar. 16.30 gibi ulaşıyoruz otelimize. İlk yaptığımız iş, mayolarımızı giymek, ve kendimizi, otele kayıt sırasında uzaktan gördüğümüz havuza atmak oluyor. Küçük bir havuz, ama dinlendirici olmadığını söylemek olanaklı değil.

    Bir gün sonra, yeni bir 90 kilometre bekliyor bizi. Her zamankinden daha erken yola çıkmamız gerek. Yemeğimizi otelde yiyoruz, zaman kaybını engellemek için. Thai yemeklerine alıştık. Özellikle küçük, yol kıyısı lokantalarda yemek, açık havada olan mutfaklarında pişirme aşamalarını yakından izlememizi sağlıyor. Acı konusunda nazımızı çekiyorlar.

    Aranyaprathet

    Sabah, her zamankinden çok daha önce döndürmeye başladık pedalları. Amaç, önce kentin Pazaryerine giderek, günün ilk saatlerinde burada yaşanan canlılığı görmekti. Benzerlerini daha önce görmüş de olsak, sabahın erken saatlerinde yerel pazarlarda mutlaka ilginç görüntüler oluyor. Özellikle kahvaltılarını burada yapan insanlar, baharatların çeşitliliği, tezgâhlara yığılmış, adlarını bile bilmediğimiz değişik otlar, ananas ayıklayan kadınlar, sabah sabah kızartılan muzların kokusu…

    Tayland'da pazaryeri
    Tayland'da pazaryeri

    Tayland'da pazaryeri

    Muhtemelen, gezinin en yorucu günü olmaya aday bir gün olacak bugün. Sıcak mevsimde, yani yağışın olmadığı “kış” mevsiminde olmamız gerekiyor. Oysa hava, öğleden sonra kapadı ve yağmur yağdı. Nem, soluk almayı bile güçleştirir hale geldi. Daha sık mola vermemiz gerekecek bu durumda.
    Yine de günün ilk molasını, yola çıktıktan 20 kilometre sonra verdik. Her sabah kalktığımda, “artık bugün bisiklete binemem her halde” desem de, pedal çevirmeye başladığımızda yorgunlukları unutuyor ve günü bitirmek için çabalamaya başlıyoruz. 

    Günün ikinci molasını, suni bir gölün kıyısında verdik. Bol yosunlu, sarımtırak suyuna rağmen, mayolarımızı girip, gölde yüzmekten alamadık kendimizi. Serinlik serinliktir. Özellikle böyle sıcak ve nemli bir günde.

    Yol kenarı bir lokantada mola veriyoruz. Artık neler ısmarlayacağımızı biliyoruz.  Sebzeli pirinç kavurması seçiyorum. Bir gün önce de, deniz ürünlü pirinç kavurması yemiştim. Tek dikkat edilmesi gereken, sonradan eklenecek chili sosu fazla kaçırmamak. Açık havada kurulu mutfakta, istek üzerine pişiriyorlar yemeği. Dolayısıyla hijyen korkusu fazla olmuyor, her şey gözümüzün önünde gelişiyor.

    Kralın doğum gününün üzerinden 2 gün geçmesine rağmen, yol boyu süslemeler devam ediyor. Hemen her kavşakta krala ait bir köşe oluşturulmuş. Daha iki ay önce, seller nedeniyle binlerce ailenin evsiz kalmış olduğunu düşünüp, yapılan bu harcamaların anlamsız olduğunu düşünüyorum. Taylandlıların benim gibi düşünmedikleri kesin. Onlar, kralı, tanrının bu dünyada bir reenkarnasyonu olarak görüyorlar. Bağlılıkları siyasi olmaktan daha çok dinsel temelli.

    Öğleden sonra yağmur tekrar yağıyor. Ardından hava kapanıyor. Elli kilometre yol yaptıktan sonra, bir bisikletli için, havanın kapalı olması, güneşli olmasından çok daha tercih edilebilir bir şey.

    Son 5 kilometreyi ana caddelerden geçerek, Aranyaprathet merkezine, otelimizin olduğu yere varıyoruz. Akşam üstünün ışıkları, yağmurdan ıslanmış kenti çok hoş gösteriyor. Büyük ve oldukça kalabalık bir otel.  Otelde kalanların çoğu Çinli. Otoparkta onlarca cip var. Çinli grubun, Pekin’den Malezya’ya doğru yapılan uzun “off road “ gezisinin katılımcıları olduğunu anlıyoruz.

    Ertesi sabah Kamboçya’ya geçeceğiz. Akşam, bize Tayland’da bulunduğumuz süre içinde destek veren ekiple birlikte, bir açık hava lokantasında yemek yiyoruz. Tayland mutfağı oldukça çeşit içeren bir mutfak. Her seferinde, masaya farklı yemekler geliyor, farklı tatlar tadıyoruz.. Havaalanında aldığım bir büyük şişe rakıyı da götürüyorum yemeğe bu sefer. Tanımayanlar tatmaktan mutlu oluyorlar, tanıyanlara ise anılarını tazeleme fırsatı veriyor.

    Geldiğim günden bu yana, İstanbul’la olan saat farkını kapatamamış olmanın sıkıntısını çekiyorum. Üç-dört saat süren bir uyku sonrası uyanıyorum. Bu sefer rakı da yararlı olmuyor. Neyse ki, TV’de Şampiyonlar Ligi maçları var, vakit geçirecek. Tayland saatine göre maçlar sabaha karşı 02.45’de başlıyor. Basel-Manchester United maçını seçiyorum, şansıma eleniyor ManU.

    Kamboçya Yolu

    Sabah oldukça erken kalkıyoruz. Önce eşyalarımızı arabalara yükledik. Kahvaltılar birbirinin benzeri. Pirinç çorbası ve yumurta ağırlıklı.  Tayland-Kamboçya sınırına 7 kilometre var. Kalabalık ve karmaşık yollardan geçiyoruz. Ülke sınırlarını yürüyerek geçtiğim çok olmuştu ama ilk kez bir sınırı bisiklet üstünde geçeceğiz. Sınıra yaklaştıkça karmaşa artıyor.

    Tayland Kamboçya SINIRI

    Devamını Okuyun:

    Tayland-Kamboçya sınırı

    Kamboçya -  (2. Bölüm)